Fındık değince akla ilk önce yerlerde sürünen fiyatı geliyor elbette. Doğal, çünkü bu ana ve temel bir sorundur. Doğu'da Artvin'den Batı'da Kocaeli'y
Fındık değince akla ilk önce yerlerde sürünen fiyatı geliyor elbette. Doğal, çünkü bu ana ve temel bir sorundur. Doğu’da Artvin’den Batı’da Kocaeli’ye kadar tüm Karadeniz illerinde fındık yetiştiriciliği yapılabiliyor. Bu kentlerin dolaylı ya da dolaysız yoldan nüfusu fındıktan geçiniyor, ekonominin katma değeri,istihdamı buradan doğuyor.
Bizim için değil, özellikle Avrupalı için de fındık olmazsa olmazdır. Fındık oradakilerin besin kaynağıdır. Ürettiğimiz fındığın 300 bin ton kadarını alırlar,mamule dönüştürmek için hammadde olarak kullanırlar.
Böylesine mutlak alıcıya sahip bir ihraç ürününün pazar fiyatının maliyetine yakın olmasının izahı, ancak neo liberal, kapitalist ekonominin tanım ve kavramlarıyla açıklanabilir. Bu ekonomik sistemin en vahşice uygulandığı üründür fındık. Üreticisi uluslararası tekellerin sömürü çarkında ezim ezim ezilir.
Üretici değil, adeta ırgattır.
Çünkü Türkiye’nin bahçeden ihracata giden süreci kapsayan bir fındık politikası yoktur. Fiyatını, alım, satım, üretim koşullarını tekeller ve onların yerel uzantıları belirler.
Süreç Ak Parti’den önce devletin arz-talep dengesini sağlayan müdaleci kurumu olan; üretici, ihracatçı, manav lehine dolayısıyla ülke ekonomisinin kazanması için piyasayı regüle eden Fiskobirlik’in ortadan kaldırılmasıyla başladı. Onun yerine depo işlevi gören TMO yetkilendirildi. Bu İtalyan Ferrero firmasının politikasıdır. Hedeften şaşmadan uygulandı, uygulanıyor. Fındığın serbest piyasa fiyatlarını dolayısıyla taban fiyatını bu firma belirliyor. 350 TL’ye kadar çıkan fiyatların sezon öncesi100 lira birden düşmesinin nedeni budur. Üreticinin cebinden, ülkenin hazinesine girecek olan dövizden 100 lira çalınmıştır.
Nerede, dünyanın hangi ülkesinde görülmüştür ki; bir yabancı firmanın bir başka ülkenin tarımsal üretimin süreçlerini, taban fiyattan, ihracat fiyatına kada her şeyi belirleyici aktör olması…Yoktur başka örneği.
Halbuki fındık Türkiye için milli ve stratejik bir tarım ürünüdür. Dünya fındık üretiminin %70’ini üretiyoruz. Söz sahibiyiz. 500-700 bin tonla ihracat lideriyiz. Üretimin ve pazarın hakimiyiz. 49 ürün içinde ülkemize yılda ortalama 2,5 milyar dolar döviz girdisi getiren tek üründür fındık. Ama sınırdan çıktığı zaman 70 milyar dolar Pazar payı oluşturur. Çünkü mamüle dönüşür. Avrupa’da 14 çeşit üründe kullanılır. Çikolata 1 gram fındık 20 liraya gelir. Avrupa’da 1,5 kiloya kadar ulaşır kişisel fındık tüketimi. Biz de ise 400 gramlardadır.
Sözün özü şudur: Fındığı biz üretiyoruz, sahip çıkmıyoruz, kazanmıyoruz, tüketmiyoruz, itiraz etmiyoruz, sadaka gibi fiyatlara razı oluyoruz.
Benim bir gram bile fındığım yok. Çerezimi, hediyeliklerimi parasını vererek alıyorum. Am çocukluğumdan beri bağırıyorum, 40 yıldır da gazeteci olarak yazıyorum, “fındıkta sömürüye son” diye. Başımıza gelmedik kalmadı bu yüzden. Hatta Babam derdi ki “senin fındığın yok ki, üreticinin dayağını sen niye yiyorsun” diye. 78 kuşağının kaderiydi bu. Olsun dayak yiyelim ama yöremize iki kuruş fazla girsin; fındık üreticisi de bir gün öğrenecektir ürünü için dayak yemesi gerektiğini…Hatta işçi, memur, emekli, kadın, genç, herkes kendi dayanığını yerse, demokrasi kültürü gelişir.

BULNUT PROJESİ FINDIĞA VE ÜRETİCİYE SAHİP ÇIKMADIR
Neyse sadede gelelim… Bu üreticinin alınterini, emeğini sömüren, Türk ekonomisine zarar veren fındıktaki kurulu sömürü düzenine, kartelleşmeye karşı çıkmanın yolu örgütlenmeden ama en çok da fındığı mamül haline getirmekten geçer. Fındığı eğer küçük, butik, aile tipi, KOSGEB türü işletlemelerle mamul üretimiyle tüketime sunarsak, oyun bozulacaktır.
Bunun son örneğini Bulancak’ta katıldığım açılışta gördüm.
Bulancak Belediye Başkanı Necmi Sıbıç’ın yarattığı BULNET projesiyle fındık üzerinden ilçenin kaderini değiştirecek adımlar atılıyor. Sayın Sıbıç, projenin henüz daha başlangıç aşamasında olmasına rağmen çok sayıda doğal, katkısız, fındık oranı yüksek, kaliteli ürünün sergilendiği, satışa sunulduğu marketler açarak pazar payına ortak oluyor. Fındığın daha çok tüketilmesini sağlıyor, katma değer yaratıyor, böylece ilçe ekonomisine katkı sunuyor. Üreticinin emeğinin hak ettiği değeri bulmasına vesile oluyor.
Üreticinin büyük çoğunluğun fındığını mamül olarak sattığı bir Giresun hayalimdir. “Fındığın Başkenti Giresun” slogan olmaktan ancak böyle çıkar. Fındık ancak sömürüsüne karşı çıkarsak başımızın tacı olur.
Mamülleşen her gram fındık, bir damla alınterinin karşılığına denktir, fındık baronlarının karından alınan değerdir. Buna hizmet eden belediyenin görev, yetki ve sorumluluk alanına fındığı da katan Sayın Necmi Sıbıç’ı kutluyorum.
Böyle devam….


COMMENTS