30 Ağustos zaferinin 104. yıl dönümü milli bayramımız bütün yurtta coşkuyla, heyecanla, inanç ve kararlılıkla kutlanıyor. Bu kapsamda düzenlenen tören
30 Ağustos zaferinin 104. yıl dönümü milli bayramımız bütün yurtta coşkuyla, heyecanla, inanç ve kararlılıkla kutlanıyor. Bu kapsamda düzenlenen törenlerin merkezlerinden birisi de Anıtkabir oldu.
Ben de oradaydım. Gördüklerimi, hissettiklerimi kısaca yazmıştım. İşte gerisi…
30 Ağustos sadece bir savaşın kazanıldığı tarih değil; yurdu işgal edilmiş mazlum bir bir direniş destanıdır. Bütün etnik kimliklerin, dinsel görüş ve inanışların, feodalitenin, askerlerin, yerel direniş guruplarının Kuvai Milliye çatısı altnda oluşturdukları örgütlenmiş yapının, iç cephe ittifakının düzenli orduya dönüşerek topyekün başkaldırısıdır. Gazi Mustafa Kemal bu savaşı Başkomutan olarak başından sonuna kadar yönetti. O’nun komutasındaki ordularımız Emperyalizme karşı halk kurtuluş savaşı vererek 7 düveli dize getirdi.
30 Ağustos bağımsızlığımızın ilanıdır. Saraylarda saltanatları için ülkesine ihanet etmiş, yönetme vasfını yitirmiş, topraklarını, yeraltı ve yerüstü kaynaklarını, limanlarını, askerlerini pazarlamış, halkını açlığa, yokluğa, sefalete terketmiş, sömürge haline gelmiş, artık devrini, dönemini tamamlamış bir monarşik bir yönetimin sona erdirildiği gündür.
Bu bir devrimdir. Türk tarihinin dönüm noktasıdır. Bu zaferle Cumhuriyete giden yol açılmış, egemenliğin kayıtsız ve şartsız halka verildiği, laik, demokratik Anayasal bir hukuk devletinin temelleri atılmıştır.
Ümmetten millete, ulus devlete geçiş aşamasıdır.
Orada Osman Ağa, Hüseyin Avni Alparslan ve Giresun Gönüllü Alay askerleri de vardı. Ruhları şad olsun. Zaferi kazanmamızda, cumhuriyeti kurmamızda ataları olan bir şehrin gazetecisi olarak ilk defa zafer günümüzde, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün huzurunda Anıtkabir’deyim.

Buraya daha çocukken ilk babamla elele tutuşarak gitmiştik. O gün benim için anıları çok olan önemli bir gündür. Sınıflarda fotoğraflarıyla, alanlarda heykelleriyle, kitaplardaki tasvirleriyle ve anlatılanlarla daha çok asker kişiliğiyle öne çıkarılmış adeta kutsallaştırılmış öğretilmiş bir Atatürk o gün gitti, yerine insan Atatürk geldi. Traş olan, losyon kullanan, takım elbise gıravat, kol düğmesi takan, mayoyla denize giren, gülen, oynayan, ibadet eden, güzel sofralarda rakı içen, kahveyi çok seven, okuyan, yazan, konuşan, edebiyatla, kültür sanatla, tarımla ilgilenen çocuklarla, halka birlikte olan bir devlet adamı yerleşti kafama. Ve o insan Atatürk’ü ben daha çok sevdim.
Sonraki yıllarda O’nun fikirlerini, ilke ve devrimlerini, yaşamının kesitlerini de öğrendim, sevgim daha da güçlendi.
Anıtkabir’e bugün çocuklar babalarıyla, anneleriyle geliyor. Onlar da umarım öyle olacaklar.

Bugün burası yoğun kalabalık ve coşkulu günlerden birisini yaşıyor. Dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş bir şeydir bu. Çünkü dünyada hiç bir ülkenin böyle bir lideri yok.
Bu yoğun ziyaretçi akını bir geleneği sürdürmedir. Ayrıca Türkiye halkının Atatürk’e vefasını, cumhuriyete bağlılığını göstermedir. Bu tür özel günlerde milletimiz, Atatürk’ün anıt kabrinden ‘dahili harici bedhahlara’ Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır mesajı veriyor.
Kötü günlerden geçtiğimiz her dönem kurtuluş ilhamımızı Atatürk’ten alıyoruz. Birliğimizi beraberliğimizi onun ilkelerinin etrafında buluşarak sağlıyoruz. Yenilmiyoruz, yıkılmıyoruz…
Sadece doğru bulmadığım; buranın bir kabir alanı olduğunun unutulması önemli bir şahsiyetin mezarının etrafınınbazı guruplarca gösteri alanına dönüştürülmesiydi. Sloganlar, alkışlar
ortamın ruhuna aykırı. Ziyaretçiler oraya adabıyla gitmeli, dua, çiçek, selam gibi duyguları ifade edici şeyler dışında bir davranış içinde olunmalıdır. Kimse Atatürk’e saygıda kusur etmemelidir.
Elimi yüreğime koyup, başımı öne eğip selamlıyorum Atatürk’ün anıt mezarını.

Her taraf Türk bayrağı. Yaşlısı genci, çocuklar, kadınlar yurdun değişik illerinden buraya gelmişler. Askerler nöbet değiştiriyor.Anıtkabir’deki bu tablo gurur verici. Böyle bir ulusun bireyi olmaktan gurur duyuyorum.
Ne Mutlu Türküm Diyene…


COMMENTS