Fındık Türkiye’nin dünya üretim ve tüketiminde söz sahibi olduğu stratejik ‘milli’ bir ürün. Tek başına ülkemize ortalama 2.5 milyar doviz girdisi sağ
Fındık Türkiye’nin dünya üretim ve tüketiminde söz sahibi olduğu stratejik ‘milli’ bir ürün. Tek başına ülkemize ortalama 2.5 milyar doviz girdisi sağlıyor. 500 bin aile, yani yaklaşık 2 milyon kişi, doğrudan ya da dolaylı olarak fındıktan gelen gelirle geçiniyor. 6 ilin ekonomisinin çarkı fındıkla dönüyor. Bahçe işçileri, tüccarlar, manavlar, kurutma ve kırma tesislerinde çalışanlar, nakliyeciler, sanayi işçileri, ihracatçılar..Türkiye’nin azımsanmayacak ölçüde bir fındıkçı nüfusu var.
Ama tüm bunlara rağmen fındığın hala üretimden, alım-satımına kadar geçen süreci kapsayan bir politikası yok.Bu amaç için Cumhuriyetin ilk yıllarında Atatürk’ün talimatıyla kurulan Fiskobirlik de AKP döneminde üretici adına piyasaları regüle eden bir konumdan çıkarılınca, yerine bakliyatçı TMO tercih edilince, devlet fındığı ve üreticisini tamamen sahipsiz braktı. Fındığın kaderi bir ucu Hamburg, İtalya, ABD olan yabancı tekellerin yerli temsilcilerinin kurduğu adına serbest piyasa denilen sömürü çarkının dişlileri arasında dönüyor. Alivreciler, maniplasyoncular, spekülatörler ne derse o oluyor.
Politika bu…
Kimse Ferrero’ya kızmasın. Adamlar ticaret yapıyor. Türk fındığının üçte birini ihracat yoluyla alıyordu, şimdi kendi alım sistemiyle alıyor, fabrikalar kurdu ve ithalat yapıyor. O’nu tekelleştirenlere kızın.
Fındığın her ayrıntısı bir sorun. Çözüm belli. Türkiye neden fındığın bütün paydaşlarını; Ticaret Borsaları, Ticaret Sanayi Odalarını, ihracatçısını, sanayicisini, ziraat odalarını, kooperatfleri, akademisyenlerini biraraya getirip neden kalıcı, kapsayıcı bir fındık politikası oluşturmaz? Kuralsızlık kimin işine geliyor?
Güya TMO alım fiyatı açıklıyor ama fındığın üçte biri bile bu fiyattan alınmıyor. Bu kurum da o çarkın dişlilerinden biri.
Bu yüzden 2,5 milyar gelir bize, bizden çıktıktan sonra yaklaşık 70 milyar dolar onlara kalıyor. Fındığı üreten değil, çec edip çuvala koyan değil, mamul yapıp 14-15 çeşit üründe kullananlar kazanıyor. Bir gram fındık çikolata içinde 20 liraya geliyor. Marketlerde 500 lira kilosu fındığın.
Benim bahçem yok. Ama bahçesi olanlar için, fındıktan bir lira daha fazla kazansınlar,ilimiz memleketimize daha fazla döviz girsin diye ömrüm gitti. 70’li yıllardan beri “Fındıkta Sömürüye Son” diye bağırıyoruz. Uğur Mumcu’nun dediği gibi ‘yoksul Giresun köylüleri için’ Fındık için, yargılandık, tutsak olduk, sürüldük.
İşte yine geldik aynı yere. Hiçbir şeyin belli olmadığı kuralsızlık ve belirsizliğin hakim olduğu yeni bir fındık sezonuna daha başlıyoruz. Her yıl aynı hikaye… Senaryo, aktörler, eylem ve söylemler aynı. Değişen ve gelişen, bir önceki yıla göre farklı olan bir şey yok. Alışılmış bir düzenin tekrarını yaşıyoruz, yaşayacağız.
Mesela…İnternet toplumundayız. Dünya küresel küçük bir köy. Bilgiyi teknolojilerle derlemek, toparlamak kullanılabilir hale getirmek çok kolay. Uzaydan parktaki adamın gazetesinin okunduğu tekno-külürel, dijital bir çağda yaşıyoruz. Ama fındığın rekoltesi belli değil. Sanki 19. Yüzyıldayız. Bir ülke kaç kilo ürünü olacağını bilmez mi? Tek tek dal sayarak rastgele bir miktar belirleniyor. 3-4 çeşit rekolte var. İhracatçının miktarı her zaman 200 bin filan ton fazla çıkıyor. Fiyatı düşük tutma oyununun bir parçası bu. Çok olan ürünün fiyatı düşer malum.
Fındığı hangi kurumun, hangi koşullar ve mevzutla alacağı yine belli değil. Alım yetkisi verilecek olan TMO sessizce bekliyor. Bakanlık suskun. Cumhurbaşkanının iki dudağının arasından henüz söz çıkmadı. Milletvekillerinin cümleleri aynı, korkudan fiyat telafuz edemiyorlar: “Üreticiyi ezdirmeyecek, mağdur etmeyecek bir fiyat olacak”…
O fiyat ne, belli değil.
Halbuki bir kilo fındığın maliyeti 200 lira civarında. Kokarca, don afetini yarattığı mağduriyeti, rekolte kaybını, enflasyonu, katlanarak giden fiyatları, gübre, ilaç, yemek, yevmiye, ulaşım, çuval, tente, şelek fiyatnı, geçen seneki fiyatı ve dolar artışını, liranın değer kaybını koy üstüne fiyat ortaya çıkıyor. 250 lira afaki, abartılmış bir rakam değil. Ama alivreciler sezon başında 200 civarı olan fiyatı 170 liraya düşürdüler bile. Üstüne 10 lira koyup açıklarlar önümüzdeki hafta. Milletvekilleri Cumhurbaşkanı’na ve bakana teşekkür metinlerini hazırladılar bile.
Sahi muhalafet partileri, başta CHP neden ortalığı ayağa kaldırmaz ki…Daha önce defalarca değişik adlarla verilen ve AKP, MHP oylarıyla ret edilen fındık ve sorunlarını araştırma, fiyatını belirleme komisyonu kurulması önergesi neden vermezler?
Abdullah Öcalan’ın şartıyla kurulan PKK’yı meşrulaştırma komisyonunda görev almak yerine tam da bu sıralarda böyle bir sınama yapmak daha doğru değil mi?
Türkiye’de her şey çözüm bekliyor. Sadece terör değil…
Sonuçta üretici bugünden başlayarak bahçeye giriyor, toplayacağı ürünün fiyatını bile bilmeden…Biran önce toplayıp pazara indirip satacak. Eylül ayında 100 bin ton fındık piyasaya girince veya emanete verince, ihracatçı ihtiyacını karşılayacak ve fiyat biraz daha düşecek. Kimse bu ürünün değeri 200 liranın üstünde, satmıyorum, bekleteceğim demeyecek.
İspanya’da fındık yetiştiren Katalanlar kadar bile ürünümüze sahip çıkmıyoruz.
Yani sonuç olarak, kabahatin çoğu senin be kardeşim… Fındığı bu hale getirenleri 23 yıldır ülke yönettirdin. Kendi bahçenin amelesi olmayı sen seçtin be kardeşim.
Fındık sezonun hayırlı, bereketli, bol kazançlı olsun diyeceğim ama olmayacak be kardeşim!
Fındık farelerini defetmeden fındığın kurtuluşu mümkün değil.


COMMENTS