Giresun Maden Projesi’nin Perde Arkası

HomeGÜNCEL HABERLERAnasayfa

Giresun Maden Projesi’nin Perde Arkası

 Halkın sondaj direnişi, siyah akan dereler ve 2053 ipoteği. Giresun’daki maden projesinde halktan gizlenen gerçekler. Haber: Hikmet Cenap Karamas

Ali Kara’dan süreç tepkisi ve uyarılar
Ufuk Kekül yazdı
ALİ TEMÜR’DEN CUMHURBAŞKANINA HİZMET TEŞEKKÜRÜ

 Halkın sondaj direnişi, siyah akan dereler ve 2053 ipoteği. Giresun’daki maden projesinde halktan gizlenen gerçekler.

Haber: Hikmet Cenap Karamas

Giresun’un eşsiz doğal dokusu ve bölge halkının temel geçim kaynağı olan fındık bahçeleri, Tirebolu ve Doğankent ekseninde yükselen devasa bir maden projesinin kıskacında yer alıyor. Görünürde “ekonomik kalkınma” vaadiyle sunulan bu proje; resmî raporların satır aralarına gizlenen veriler, telafisi güç çevresel tahribatlar ve yerel yönetimlere yönelik sarsıcı iddialarla birleşerek Giresun tarihinin en büyük çevre dosyasını oluşturdu.

Tirebolu’nun Sekü ve Doğankent’in Çatalağaç köyleri, son aylarda sadece iş makinelerinin gürültüsüne değil, halkın yaşam alanlarını korumak için kurduğu kararlı barikatlara da sahne oldu. Ancak bu mücadele sadece bir “sondaj direnişi” değil; derelerin siyaha bürünmesiyle somutlaşan ekolojik bir yıkıma ve öngörülen ruhsat süresi kapsamında 2053 yılına kadar bölgeyi rehin alacak belirsizliğe karşı verilen bir varoluş savaşıdır. Bakanlığın kestiği 2,5 milyon TL tutarındaki cezalar ve mahkemelerin “yetki iptali” gerekçesiyle verdiği yürütmeyi durdurma kararları, projenin halktan saklanan gerçek yüzünü deşifre eden birer uyarı fişeği niteliği taşımaktadır. Giresun’un fındık toprakları; kısa vadeli ekonomik kazançlar ile çeyrek asrı aşacak ekolojik bir ipotek arasında hayati bir sınav vermektedir.

Çatalağaç’ta Zehirli Mesai; Dere Siyaha Büründü 

 Projenin henüz başlangıç aşamasında yaşattığı çevresel felaket, Çatalağaç bölgesindeki su kaynaklarını doğrudan hedef aldı. Maden atık havuzlarından sızan zehirli atıkların Çatalağaç Deresi’ne karışması sonucu suyun rengi simsiyah bir hâl alırken, bölgedeki ekosistemin geri dönülemez bir hasar aldığı tescillendi. Yaşanan bu çevre katliamı üzerine harekete geçen Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, mevzuata aykırı faaliyetler yürüten maden şirketine ihlalin tekrarı nedeniyle 2 milyon 517 bin TL tutarında idari para cezası kesti ve kirliliğe neden olan galeriyi kapattı.

Verilerin Diliyle Projenin Özeti; Ekonomik Vaat mi, Ekolojik İpotek mi?

 Maden projesinin kamuoyuna sunulan “bölgesel kalkınma” söylemi, projenin teknik ve sosyal etki özetindeki resmî verilerle ciddi çelişkiler barındırmaktadır. Yapılan incelemeler, projenin sadece bugünü değil, Giresun’un önümüzdeki 30 yılını doğrudan etkileyecek bir yapıya sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Projenin çalışma sınırları, yerleşim birimlerine olan mesafesiyle dikkat çekmektedir; resmî kayıtlara göre Harkköy yerleşim birimine sadece 168 metre mesafede bulunan faaliyet alanı, Sekü Köyü için de benzer bir yakınlık riski teşkil etmektedir. Bölge halkına sunulan “iş kapısı” vaadine rağmen işletme aşamasında sadece 20 personelin çalıştırılmasının planlanması, projenin yerel ekonomiye katkısının sembolik düzeyde kalacağını kanıtlamıştır.

Projenin Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) sürecinde sunulan belgelerin sahadaki gerçeklerle uyuşmadığı ve bazı kritik verilerin bilinçli olarak gizlendiği iddiaları yargı raporlarına yansımıştır. Dernek dosyalarında yer alan bulgular, projenin şeffaflık ilkesini temelden sarstığını göstermiştir. ÇED tanıtım dosyasındaki görseller ve uydu görüntüleri incelendiğinde, sahada aktif olarak kullanılan bazı atık depolama alanlarının tam ve açık şekilde yansıtılmadığı tespit edilmiştir. Özellikle kaçak nitelikte olduğu ileri sürülen atık havuzlarının sahada mevcut olmasına karşın, resmî dosyada bu alanların eksik gösterildiği veya dijital müdahalelerle “görünmez” hâle getirildiği yönündeki bulgular yargı sürecine sunulmuştur. Sahadaki ölçüm ve izleme sistemlerine ilişkin ekipmanların aktif çalışmadığına dair gözlemlere rağmen resmî dosyalarda bu sistemlerin kesintisiz çalıştığı varsayımıyla hazırlanan veriler yer almıştır. Teknik dosyalardaki bu “sansürlü harita” ve veri güvenliği ihlalleri, sivil toplum kuruluşlarını harekete geçirmiş ve bağımsız bir teknik kurulun oluşturulmasını zorunluluk hâline getirmiştir.

2026 yılında başlaması öngörülen işletme faaliyetlerinin 2053 yılına kadar devam edecek olması, bölge doğasının ve tarım arazilerinin çeyrek asırdan fazla bir süre maden baskısı altında kalacağı anlamına gelmektedir. Toplamda 91 bin hektarı aşan ÇED alanının 52 bin hektardan fazlasının doğrudan fındık bahçeleri ve orman dokusundan oluşması, bölgenin temel geçim kaynağının büyük bir risk altında olduğunu kanıtlamıştır. Maden sahasındaki gerilim sürerken bölgeyi ziyaret eden heyetler arasında yer alan Anahtar Parti (A Parti) Genel Başkan Yardımcısı ve Çevre, Şehircilik, Afet ve Su Politikaları Başkanı Emine Küçükali, saha incelemesi öncesinde yaptığı açıklamalarla projenin hukuksuzluğuna ve yarattığı güven kaybına dikkat çekti. Bakanlığın kestiği cezaları bir trafik cezası metaforuyla eleştiren Küçükali, şu çarpıcı ifadeleri kullandı:

“Bir sürücü kırmızı ışıkta defalarca geçerse ehliyetine el konulur. Bu şirkete altıncı mı, yedinci mi ne ceza kesilmiş; artık bu ehliyetle devam edememeli! Verilen tahribat sadece bugünü değil, 50-100 yıl sonraki geleceğimizi ilgilendiriyor. 52,6 hektarlık bir tarım arazisinin maden nedeniyle yok edilmesi akıl dışıdır. Yerin üstündeki madenimiz olan fındığı kullanamayan bir zihniyetin, yerin altındaki planına nasıl inanalım? Danıştay kararlarına rağmen ‘kırıntı sondaj’ adı altında faaliyetlere izin verilmesi, hukuku hiçe saymaktır. Kurumlar hukuku hiçe sayamaz!”

 

Saha Tanıklığı; Soner Aydın’dan Heyete “Zehir” Sunumu 

 Siyasi heyetin Sekü ve Çatalağaç sahasına girdiği anlarda felaketin boyutlarını yerinde belgeleyen Soner Aydın, Anahtar Parti heyetine ve beraberindeki milletvekillerine rehberlik etti. Aydın, maden atık havuzundan sızan zehirli suların dereye karıştığı noktaları bizzat göstererek durumun vahametini gözler önüne serdi. Olay yerinde çekilen görüntülerde Aydın’ın; derenin siyah rengini, kıyıya vuran kirliliği ve ekosistemin nasıl can çekiştiğini heyete detaylarıyla anlattığı görüldü. Bu canlı tanıklık, Emine Küçükali’nin şeffaflıktan emin olmadıkları yönündeki eleştirisinin sahadaki somut bir çevre felaketiyle birebir örtüştüğünü kanıtladı.

Sekü Köyü Muhtarı’nın “5 Kilometre” İddiası ve Belgelerin Söylediği Acı Gerçek

 Sekü Köyü Muhtarı Niyazi Aydın, maden projesiyle ilgili tartışmaları derinleştirecek açıklamalarda bulundu. Maden sahasının yerleşim yerlerine olan mesafesi hakkında Aydın, “Böyle bir yakınlık söz konusu değil, maden sahası köye en az 5 kilometre uzaklıkta.” iddiasını öne sürdü. Ayrıca sondaj makinelerinin köye girdiği gün bölgede olmadığını savunarak, köylülerin imzalarını şikâyet amacıyla topladığını iddia etti. Ancak bu beyanlar, resmî belgeler ve sahadaki tanıklıklarla taban tabana zıt bir tabloyu ortaya koyuyor. Resmî kayıtlarda maden sahasının konutlara olan mesafesinin bazı noktalarda 757 metreye kadar düştüğü tescillenmiştir. Muhtarın iddia ettiği 5 kilometrelik güvenli mesafe, bizzat resmî raporlar tarafından yalanlanmaktadır. Köylüler, muhtarın “şikâyet için imza topladım” şeklindeki savunmasına karşılık, bu imzaların sondajların girmesi için bir nevi rıza gibi kullanıldığını ve makinelerin girişine kolaylık sağlandığını ileri sürüyor. En ağır iddia ise; muhtarın sahada şahsi araçlarını çalıştırdığı ve proje üzerinden ticari menfaat elde ettiği yönünde. Geçmiş dönemde Tirebolu Çevre Kültür ve Turizm Derneği ile siyasi heyetlerin düzenlediği o büyük miting, bugünkü direnişin fitilini ateşleyen en önemli dönüm noktasıydı. O gün sorduğumuz sorulara aldığımız net cevaplar, maden projesinin nasıl bir temele dayandığını açıkça gösterdi.Fotoğraf: Esma Sarı

Geçmişten Bugüne Direnişin Notları

Giresun’da maden projelerine karşı yükselen toplumsal direniş, hukuki ihlallerden ekolojik risklere kadar geniş bir yelpazede kararlı bir duruşa dönüşmüş durumda. Bölgedeki hak arama mücadelesinin hukuki boyutunu değerlendiren Avukat Sevda Karataş Şahin, Bakanlığın yönetmeliği devre dışı bırakarak il müdürlüklerine yetki devretmesinin mahkemelerce hukuksuz bulunduğunu vurguladı. Şahin, mahkemelerin yetki iptali yönündeki yürütmeyi durdurma kararlarına rağmen maden şirketlerinin sahaları terk etmemesinin, bölgedeki krizin sadece bir çevre meselesi değil, aynı zamanda bir hukuk güvenliği krizi olduğunu ifade etti. Ekonomik ve toplumsal cephede ise Giresun Esnaf ve Sanatkârları Odaları Birliği (GESOB) Başkanı Ali Kara, Giresun il yüzölçümünün yaklaşık %85’inin maden sahası olarak ruhsatlandırılmış olmasının yarattığı tehlikeye dikkat çekti. Kara, son 20 yılda maden kanununda yapılan 26 farklı değişikliğin yerel halkın ve toprağın çıkarlarından ziyade, kaynakların kontrolsüzce açılmasına hizmet ettiğini belirtti. Kara ayrıca, Karadeniz halkının bugün kendi toprağında tuttuğu vatan nöbetinin devlet nezdinde karşılık bulması gerektiğini dile getirdi.

 

 

Fotoğraflar: Esma Sarı, Esma Bozkurt

Mücadelenin Ankara ayağında, CHP Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş, yereldeki yetki krizini ve mahkeme kararlarının uygulanmamasını TBMM gündemine taşıyarak sürecin yasama boyutundaki takibini sürdüreceğini söyledi. Gezmiş, maden projelerinin sadece teknik birer işletme olmadığını; dağların, su kaynaklarının ve derelerin korunmasının bölgenin geleceği için hayati bir sorumluluk olduğunu belirtti. Tirebolu Çevre Kültür ve Turizm Derneği Başkanı Nihan Emiroğlu, meselenin teknik risk boyutuna odaklanarak Valiliğin İl Afet Risk Azaltma Planı (İRAP) raporlarındaki uyarılara işaret etti. Emiroğlu, heyelan riski taşıdığı bizzat resmî raporlarla tescil edilmiş alanlarda, su kaynaklarını ve ekolojik dengeyi koruyacak somut tedbirler alınmadan maden faaliyetlerine izin verilmesinin kamu yönetimi açısından ciddi bir vebal ve sorumluluk alanı doğurduğunu ifade etti. Giresun’un her bir köşesinden yükselen bu ortak sesin, bereketli fındık topraklarının ve su havzalarının korunması için bilimin, hukukun ve halkın iradesinin esas alınmasını zorunlu kıldığını belirterek sözlerini tamamladı.

Giresun’un Geleceği İçin Siyaset Sahada 

 Maden projelerinin yarattığı tahribatı ve halkın haklı direnişini yerinde incelemek üzere bölgeye gelen CHP heyeti, köylülerle omuz omuza verdi. Heyet üyeleri; fındık bahçelerinden derelere kadar her karış toprağın savunucusu olacaklarını ilan ederken, hazırlanan raporların ve halkın taleplerinin takipçisi olacaklarını vurguladı. Maden sahasında toplanan yüzlerce köylüye seslenen heyet üyeleri, Giresun’un geleceğine sahip çıkma sözü vererek şu tarihi açıklamalarda bulundu.

Elvan Işık Gezmiş, Giresun’un yer üstü zenginliğinin yer altındaki madenlerden bin kat daha değerli olduğunu belirterek fındığın stratejik önemini vurguladı. Gezmiş, “Giresun’un üstü, altından bin kat daha değerlidir! Dünyanın en kaliteli fındığını bu topraklarda üretiyoruz ve bu fındık başka hiçbir coğrafyada yetişmiyor.” dedi. Önceliklerinin fındığa, çaya, suya ve bu ülkenin akciğeri olan ormanlara sahip çıkmak olduğunu belirten Gezmiş, bu sesin Ankara’da yankılanması için her türlü hukuki ve siyasi süreci sonuna kadar takip edeceklerini ifade etti.

Evrim Rızvanoğlu, Karadeniz’in bir sömürge alanı gibi görülmesinin ve yağmalanmak istenmesinin büyük bir facia olduğunu söyleyerek duruma karşı sert bir duruş sergiledi. Rızvanoğlu, “Burada bir AKP faciasıyla karşı karşıyayız ve Karadeniz’i bir sömürge alanı gibi görüyorlar. Bulgaristan sınırından Gürcistan’a kadar her yeri yağmalamak istiyorlar! Eğer bu madenler buraya çökerse Giresun boşalır, insanlar atalarından kalan topraklarından sürülür. Biz bu sömürgeci düzene, bu yağmaya asla evet demiyoruz!” dedi.

Uğur Bayraktutan, Karadeniz uşağının sermayenin uşağı olmadığını ve bu toprakların sahipsiz bırakılmayacağını söyleyerek doğanın yok edilmesine karşı kararlı bir mesaj verdi. Bayraktutan, “Karadeniz’in her yanı maden ruhsatlarıyla kuşatılmış durumdadır; Artvin’den Giresun’a kadar bu doğayı yok etmelerine izin vermeyeceğiz. ‘Çevreyi kirletelim, üç beş kuruş ceza verelim, yağmaya devam edelim’ dönemi bitti. Bu topraklar sahipsiz değildir!” ifadelerini kullandı.

“Ata Mirasımıza Sahip Çıkıyoruz”; Gençliğin Direniş Çığlığı  

 Sürecin en başından bu yana sahadaki direnişin en ön saflarında yer alan ve bir an bile geri adım atmayan Sekü Köyü gençlerinden Mesut, bölge halkının neden bu denli kararlı olduğunu CHP heyetine şu çarpıcı sözlerle özetledi:

“Biz burada ata miraslarımıza sahip çıktık! Daha önce bu topraklara gelip selam dahi vermeyen o şirketin (Alagöz), bugün gelip topraklarımızı sömürmesine asla müsaade etmeyeceğiz!”

 

COMMENTS

WORDPRESS: 0
DISQUS: