UFUK KEKÜL “Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlâklısını severim.” demiş Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk. Bu söz ne
UFUK KEKÜL
“Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlâklısını severim.” demiş Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk.
Bu söz ne kadar derin anlamlar içeriyor. Sporun ruh ve beden sağlığının güçlendirici etkisinin yanı sıra, sporla ilgilenenlerin ahlaklı olması gerektiğine de vurgu yapıyor ulu önder.
Ata’nın ‘ahlak’lı insan olma tavsiyesi sadece dinsel, geleneksel öğeler taşıyan bir ahlakllık değildir. O spor ve sporcu üzerinden aslında bütün topluma bir etiklik çağrısı yapmaktadır. O’na göre spora etik irdeleme ve sorgulamayla yaklaştığımızda sevgi, barış gibi evrensel değerlere ulaşırız. Toplumumuz bu etiklikle güçlenir, bir ve beraber oluruz.
Spor toplumu değiştirir, dönüştürür. Nitekim Cumhuriyetimizin büyümesinde sporun etkisi vardır.
Giresun’un spor tarihinde örnekler mevcuttur. Mesele her spor kulubünün bünyesinde saz heyeti, tiyatro ekipleri var. Akınspor veya Beşiktaşspor Akçabat’a maça akşamdan gidiyor, orada misafir oluyor taraftarlar kaynaşıyor, konserler tiyatro oyunları sergileniyor. Kavga, döğüş, küfür, sinkaf, kötü kelime kullananan yadırganıyor dışlanıyor.
Ancak Atatürk’ün bu spor idealinden ne kadar uzaklaştık. Spor değince akla artık şiddet, öfke ve kinin örgütlenmiş hali geliyor.
Spor spor olmaktan çıktı.
Bunun pek çok nedeni var. Ülke yöneticilerinin çatışmadan, bölme ve parçalamadan, ötekileştirmeden beslenen, farklılıkları ayrıştırmaktan beslenen poltikikaları, eylem ve söylemleri spora da yansıdı. Toplumdaki tahammülsüzlük, hoşgörüsüzlük, saldırgan ruh hali sporun, özellikle de futbolun bütün paydaşlarında, en çok da taraftar kitlelerinde kendini gösteriyor. Bir takımın taraftarı ötekini düşman gözüyle görüyor. Bu sloganlara, trübün dışındaki olaylara yansıyor.
Bana göre bir başka nedeni de futbolun üzerinden müthiş paralar kazanılan bir endüstri haline gelmesidir. Futbolcu, teknik direktör transferlerinde, formalarda, reklamlarda, görsellerde milyonlar dönüyor. Kulüplerin mali sistemleri kara para, kuru para aklama aracı gibi kullanılıyor.
Taraftarlar da endüstrinin parçası. Ne kadar çok fanatik olurlarsa, futbol simsarları, baronları para daha çok kazanılıyor.
Yani spor kulüpleri günümüzde ilin, ilçenin, ülkenin temsil kurumu değil, Kapitalist üretim ilişkilerinin vahşice hakim olduğu bir alandır. Kulüpler kötü taraftar karakteri örgütlüyor ve organize ediyor. Hepsi değil çoğunu tenzih ediyorum. Takımı desteklemekten başka bir görevi var taraftarların. Cepheye gider gibi gidiyorlar deplasmana veya kendi sahalarına.
Kapitalist futbol endüstrisi, fanatizmi bilinçli şekilde besler. Taraftarlar sadece bir takıma bağlılık duygusu taşımıyor, hem takımının tüketicisi konumunda, hem de kendinde, hayatındaki boşlukları doldurmak için aşırı bir aidiyet geliştiriyor, kimlik inşa ediyor, hayatında elde edemediği başarıyı, takımın başarısıyla elde ediyor, tribünler ise toplumdaki kutuplaşmanın küçük bir laboratuvarı…
Tirebolu’da et lokantasında yaşanan ve bir kişinin ölümüyle sonuçlanan olaylara da bu açıdan bakmak gerekir. Suçlu kim, suç kimde sorularına yanıt aramak derdinde değilim, haklı, haksızı ayrıştırmak da bize düşmez. Görüntülerde kendisi, kızı, akrabası ve diğer çalışanların taraftar gurubuyla kargaşa içinde olduğu anlarda silahına sarılma anları var. Tüm bunları değerlendirerek yargı bir karar verecektir.
Ölen vatandaşımızın ruhu şad olsun.
Makul, mantıklı, sakinleştirici aklıselim açıklamalar yapmakta yarar var. Samsunspor yöneticilerinin de buna katkı sunması gerekir. Olay adli bir olaydır. Hukuki süreçler takip edilmelidir.
Ama şurası çok önemli. Bu taşkınlık yapma olasılığına sahip taraftar gurubunun Samsun, Ordu, Giresun, yani üç il sınırı, onlarca ilçe içindeki ulaşım hareketi neden kontrolsüz, denetimsiz bırakılmıştır? Önlem neden alınmamıştır?
Sosyolojik açıdan baktığımızda, spor artık toplumdaki şiddet kültürünün en görünür arenası haline gelmiştir. Şiddet yalnızca tribünde değil, gündelik hayatta, trafikte, aile içinde, iş yerinde dolaşıyor. Futbol sahası ise bu virüsün en kolay bulaştığı, en çok görünür olduğu yerdir.
Sorun bireysel değildir. Tek tek taraftarları suçlamak kolaycılıktır. Esas mesele, şiddeti üreten sistemdir. Kutuplaştırıcı siyaset, rantçı futbol endüstrisi ve işlevsiz denetim mekanizmaları birleşince ortaya bu tablo çıkıyor
Buna çare bulmak zorundayız.


COMMENTS