LÜTFİ BAYRAKTAR’IN “SATARIM” SÖZÜ ÜZERİNE

HomeUfuk Kekül'ün Köşe YazılarıAnasayfa

LÜTFİ BAYRAKTAR’IN “SATARIM” SÖZÜ ÜZERİNE

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1937 yılında “Önümüzdeki yıl içinde, fındık başta olmak üzere diğer belli başlı ürünlerimizi de ilgilendiren birlikler kur

Fuat Köse ve belediye emekçilerine karla mücadelede tam not
BAŞBUĞ PAŞA’YA GÖNÜLLÜ ALAY KAMASI
ÖNER HEKİM’E VEFA BORCUMUZ VAR (2)

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1937 yılında “Önümüzdeki yıl içinde, fındık başta olmak üzere diğer belli başlı ürünlerimizi de ilgilendiren birlikler kurulmalıdır” direktifini verdi. Ancak ömrü vefa etmedi; fındığın birliği FİSKOBİRLİK’in kuruluşunu göremedi. Buna rağmen bu talimat, Cumhuriyet’in kooperatifçilik anlayışı içinde bir vasiyet olarak kaldı.

FİSKOBİRLİK; fındık tarımının güvencesi, üreticinin emeğinin ve alın terinin korunması amacıyla kuruldu. Cumhuriyetimizin en önemli kooperatifçilik miraslarından biri oldu. Kısa sürede ortak sayısı, üretim tesisleri, mali yapısı ve gayrimenkulleriyle dünyanın en büyük üretici birliklerinden biri haline geldi. Piyasayı, üretici ve ülke menfaatleri doğrultusunda düzenledi. Arz-talep dengesini kurarak rekolte fazlası fındığı aldı, bunu mamul ürüne dönüştürdü.

Fındık, Türkiye’nin üretim ve pazar hâkimiyetini elinde bulundurduğu milli ve stratejik bir üründür. Son elli yılda, 49 tarım ürünü arasında ülkemize ortalama 2,5 milyar dolarla en fazla döviz girdisi sağlayan, 6 ilin ekonomisinin çarkını döndüren, yaklaşık 7 milyon kişinin dolaylı yollardan geçimini sağladığı, ürün olmuştur. Bunda FİSKOBİRLİK’in payı ve izlenen fındık politikalarının etkisi büyüktür.

Ancak bu görev ve sorumluluk, özerkleşme yasasıyla birlikte değişti. Birliğin fındık alım yetkisi elinden alındı, fiyat belirleme serbest piyasa koşullarına bırakıldı. Başka bir ürünün birliği olan TMO yetkilendirilerek, FİSKOBİRLİK asli görev alanından uzaklaştırıldı ve daraltılmış bir ticari yapıya dönüştürüldü.

Böylece Atatürk’ün vasiyeti askıya alındı; Cumhuriyet’in mirası olan fındık ve onun kurumu, uluslararası baronlara ve piyasa haramilerine terk edildi. Bu sürecin en önemli aktörü ise dünya fındık mamul sektörünün devi Ferrero oldu. Türkiye fındık rekoltesinin yarısından fazlasını ihraç yoluyla alan bu şirketin ülkede tekelleşmesine, ithalatçı bir yapıya dönüşmesine, manavlardan fabrikalara, kırma tesislerinden depolara kadar kontrolsüz bir güç haline gelmesine göz yumuldu.

2007 yılından bu yana FİSKOBİRLİK Yönetim Kurulu Başkanı olan ve son dönemde milletvekilliği görevini de yürüten Lütfi Bayraktar, bu sürecin baş aktörlerinden biridir. Bugün birliğe ait arazi ve mal varlıklarının satışına ilişkin tutumu yeni değildir. “Benim malım, satarım” sözünü yıllardır duyuyoruz. Duymakla da kalmadık; Sayın Bayraktar, birliğin iştirakçisi olduğu Soya Fabrikası’ndan başlayarak onlarca menkul ve gayrimenkulü elden çıkardı. Hatta bu anlayış, Atatürk’ün veciz sözünün yer aldığı ve makamının bulunduğu genel müdürlük binasına kadar dayandı.

Yani Lütfi Bayraktar yeni bir şey yapmıyor, yeni bir söylemde bulunmuyor. Genel kurulların, yani fındık üreticisini temsilen yetki veren delegelerin kararlarını uyguluyor ve yaklaşık 29 yıldır satış politikası izliyor. Birliğin yok olmaması için kaynak yaratıyor, borçları ödüyor, varlığını satarak sürdürüyor.

Bu noktada bugün yüksek sesle itiraz edenlerin samimiyetini sorgulamak gerekiyor. Bugüne kadar neredeydiniz beyler? Üniversitenin kapı yapmak için istediği ama alamadığı, almak için de ciddi bir çaba harcamadığı 7,5 dönüm arazi satılıncaya kadar aklınız neredeydi?

Koca şehirde, hafızamızda sadece Ziraat Odası Başkanı Nurettin Karan’ın feryatları kaldı. Meğer bu şehirde fındığın ve üreticinin hak ve menfaatlerini savunan tek STK Ziraat Odası’ymış!

Sonuç olarak….“Benim malım, satarım” cümlesi sadece bir üslup meselesi değildir; son derece önemlidir ve tahlile muhtaçtır. Bu söz, kooperatifçilik anlayışının, ortak mülkiyet fikrinin ve kamu yararı ilkesinin açıkça inkârıdır. Çünkü FİSKOBİRLİK; bir kişinin, bir grubun ya da bir siyasi yapının özel mülkü değildir. Bu varlıklar, yıllarca fındığını emaneten veren, ürününü değerinde satabilmek için kooperatifine güvenen Karadenizli üreticinin ortak sermayesidir.

Kooperatif yöneticileri malın sahibi değil, emanetçisidir. Yetki, mülkiyet anlamına gelmez. Yönetme hakkı; satma, tasfiye etme ve geçmişten gelen birikimi yok pahasına elden çıkarma serbestisi sunmaz.

Lütfi Bayraktar’ın aynı zamanda iktidar partisinden bir milletvekili olması, tartışmayı daha da derinleştiriyor. Burada yalnızca bir yönetim tercihi değil, ciddi bir güç yoğunlaşması söz konusudur.

Birliğin mali sıkıntıları elbette inkâr edilemez. Ancak çözüm, varlık satarak günü kurtarmak mıdır; yoksa yıllardır süren yanlış politikaların, kötü yönetimin ve kooperatif ruhundan uzaklaşmanın hesabını vermek midir? Ortaklara ait değerler, tek bir ağızdan çıkan sözle satılabilir mi?

Mal satmak kolaydır. Zor olan, güveni yeniden inşa etmektir. Zor olan, üreticiye “bu birlik hâlâ senindir” diyebilmektir.

O hâlde doğru soruyu soralım:
Kooperatifler gerçekten üreticinin mi, yoksa yönetici koltuğuna oturanın mı?

“Benim malım, satarım” cümlesi, bu soruların tamamına verilmiş yanlış bir cevaptır.

Sadede gelelim: FİSKOBİRLİK; bireysel iradelerle değil, ortak akılla, şeffaflıkla ve hesap verebilirlikle yönetilmek zorundadır. Aksi hâlde satılan yalnızca arazi olmaz; birlik duygusu, üretici güveni ve Cumhuriyet’in kooperatifçilik geleneği de elden çıkarılır.

Lütfi Bayraktar, “Madem beni beğenmiyorsunuz, gelin değiştirin” diyerek hodri meydan diyor. Haklı ama alacağı yok. Çünkü değiştirmek isteyen yok…
Ve o, hep kazanıyor.

Sahi FKB’nin kuruluşu EFİT’in 2025 yılı itibarıyla zararı 161 milyon lira mı? Ve eğer öyleyse bu borç nasıl ödenecek? Cevap: Satarak…

Ankara:31-01-2026

COMMENTS

WORDPRESS: 0
DISQUS: