Prof.Dr. Aygün Attar, İran’ ı yazdı

HomeGÜNCEL HABERLERAnasayfa

Prof.Dr. Aygün Attar, İran’ ı yazdı

Giresun Üniversitesi önceki dönem Rektörü, Türkiye Azerbaycan Dostluk be İşbirliği Vakfı(TADİV) başkanı Prof.Dr. Aygün Attar, İran’da yaşanan son geli

Giresun’un nüfusu azaldı. Bulancak 50 bini aştı
FINDIĞIN ZURUFU DA DEĞERLİ
Nice güzel yıllara

Giresun Üniversitesi önceki dönem Rektörü, Türkiye Azerbaycan Dostluk be İşbirliği Vakfı(TADİV) başkanı Prof.Dr. Aygün Attar, İran’da yaşanan son gelişmeleri değerlendirdi. Attar İran’da Devrimin Ayak Sesleri başlıklı yazısında, ilginç ve önemli analizler ve tespitler yaptı. İşte Aygün Attar’ın o yazısı.
iRAN’DA DEVRİMİN AYAK SESLERİ
İran, “Ortadoğu’nun Kalbi” olarak adlandırılan, eski bir tarihsel geçmişe sahip bir ülke olup jeopolitik ve ekonomik açıdan eşsiz bir konumdadır. Güneybatı Asya’da; Umman Körfezi, Basra Körfezi (Fars Körfezi) ve Hazar Denizi’ne kıyısı bulunan İran, Irak, Türkiye, Pakistan, Afganistan ve Türkmenistan gibi ülkelerle komşudur. Avrasya’nın yaşam damarını oluşturan Orta Asya, Orta Doğu ve Kafkaslar’ın tam merkezinde yer alan bu ülke, Türkistan ile Kafkasya’yı Orta Doğu’ya bağlayan stratejik bir geçit vazifesi görür. Yer altı servetleri bakımından dünyanın en zengin ülkelerinden biri olan İran, petrol rezervleri açısından Suudi Arabistan’ın ardından üçüncü sırada (yaklaşık 208–209 milyar varil kanıtlanmış rezerv), doğal gaz rezervleri bakımından ise Rusya’dan sonra ikinci konumdadır (dünya toplamının yaklaşık %16’sı). Ayrıca doğal gaz üretiminde de dünya üçüncüsüdür. Özellikle Basra Körfezi’nde dünyanın en uzun kıyı şeritlerinden birine (yaklaşık 1.375 km) sahip olması, küresel petrol taşımacılığının yaklaşık yarısının geçtiği bu kritik su yolunda İran’a belirleyici bir stratejik üstünlük sağlar.

Ancak bu muazzam jeo-ekonomik potansiyele rağmen İran rejimi, son dönemde derin bir meşruiyet kriziyle karşı karşıyadır. 28 Aralık 2025’te başlayan ve 2026 başı itibarıyla tüm 31 eyalete yayılan protesto dalgası, basit bir sokak huzursuzluğundan çok daha öte; rejimin siyasetin gündelik hayatın ekonomik dokusuna nüfuz ettiği kritik bir kırılma anını temsil etmektedir. Tarihsel olarak rejim, uzun süreli eylemleri parçalara ayırma, yatay bağları koparma ve kitleleri korku ile yorgunluk yoluyla tüketme stratejilerinde ustadır. Ne var ki protestoların niteliği değiştiğinde — öfkenin basit dışavurumundan bilinçli toplumsal iradeye evrildiğinde — durum kökten farklılaşır. Özellikle ekonomi durma noktasına geldiğinde, rejimin en temel dayanağı olan “normal hayatın devam ettiği” yanılsaması hızla aşınır. Bu eşik; ideolojik ve zor aygıtlarının ötesinde, her sabah kepenklerin açılması, malların dolaşımı, pazarların işlemesi ve insanların “hayat devam ediyor” duygusunu hedef alır.

Bu bağlamda Tebriz’de ticaret sıralarının kapanması, Urmiye, Erdebil ve Kazvin gibi kentlerin bu sürece eklemlenmesi ile Tahran’ın tarihî Büyük Çarşı’sı başta olmak üzere ülke çapında çarşı ve pazarların kepenk indirmesi, sıradan bir bölgesel rahatsızlık olarak okunamaz. Bu gelişmeler, sistemin ritmini bozan yapısal bir geçişi işaret eder. Mevcut kriz, klasik bir ekonomik hoşnutsuzluk dalgası olmanın ötesindedir. Riyalin rekor değer kaybı, %40–60 bandındaki enflasyon, işsizlik ve hayat pahalılığı tetikleyici unsurlar olsa da meselenin özü artık iktidarın yönetme hakkına duyulan inancın çöküşüdür. Toplumun devlete olan siyasi güveninin tükendiği bu kırmızı çizgi, protestoların ilk günlerinde ekonomik taleplerle başlayan sloganların hızla “nasıl yaşayacağız”dan “neden onlar yönetiyor” sorusuna evrilmesiyle belirginleşmiştir. Bu dönüşüm, her rejim için en tehlikeli aşamadır; çünkü kriz artık yapısal hâle gelmiş, geçici önlemlerle bastırılamaz bir boyuta ulaşmıştır. İran’ın tarihsel derinliği ve stratejik ağırlığı, mevcut iç krizle birleştiğinde ülkeyi hem bölgesel hem de küresel ölçekte çok daha kırılgan ve öngörülemez bir aktör hâline getirmektedir.

Pezeşkiyan Faktörü: Reform Vaadi mi, Sistem İçi Amortisör mü?

Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, İran siyasetinde çelişkili bir konumda durmaktadır. Bir yandan “iç hataları kabul eden”, ekonomide reform ve toplumsal diyalog mesajları veren bir figür olarak sunulurken, diğer yandan İran’ın çift başlı iktidar yapısında — cumhurbaşkanlığı ile dini liderlik makamı arasındaki dengesizlikte — sorumluluk taşıyıp yetki kullanamayan bir aktör olarak sınırlıdır. Pezeşkiyan’ın “suçlu dış güçler değil, biziz” minvalindeki çıkışları ilk bakışta cesur bir özeleştiri gibi görünse de, daha derin bir okuma yapıldığında sistemin çatladığının göstergesidir. İran’da bir cumhurbaşkanının rejimin iç işleyişini bu denli açık biçimde sorgulamak zorunda kalması, mevcut yönetim modelinin sürdürülemezliğine işaret eder.

Kaynak: Haber Global

COMMENTS

WORDPRESS: 0
DISQUS: