GiresunManşet Üstü

MUHİTTİN KELEK YAZDI

AND’ımızı Kaldıran Sakın Bizler Olmayalım…!

Tüm zamanların en güçlü senaryolu filmi oynuyor ülkemizde. (Ülkemiz derken son birkaç kez “Türkiye Cumhuriyeti” demekte fayda görüyorum. Ne de  olsa belli olmaz ilerde ne olacağı. ) Evet, senaryosu mükemmel, oyuncuları mükemmel ve seyircisi bi hayli kalabalık. Kapalı gişe oynuyor bu film. Neredeyse tüm Türkiye seyirci kalmış bu filme. E bir eserin başarısını gösterende seyircinin sayısıdır. Bir zamanlar %50 idi, şimdilerde %90 oldu seyirci oranı.

Filmin adı : “KİMLİKSİZ”

Filmden bir kare aklımda kalan. Yüksek sesle bağırıyor birileri,

-“Andımız da neymiş? Zulmetmeyin soğukta çocuklara… Hem herkes Türk değil ki canım. Ayıptır Günahtır. Şimdi sen Almanyaya gitsen, sana varlığım Alman varlığına armağan olsun dedirtseler… Yaa gördünmü bak düşününce ne kadar acı…”

Bu sahne beni çok etkiledi. Filmin tamamını izleyemedim bile. Aklım hep orda takılı kaldı.

Sonra sordum kendime, birileri haklı olabilir miydi? Elbette ki Türk Milleti’nin manevi değerlerini ayaklar altına alanlardan bahsetmiyorum. Yani And yemin demek. Yemin ederken gerçekten mi ediyorduk. Yoksa sadece bir zikir miydi sabahları dilimizdeki.

Türküm: Türküm derken neyi kastediyorduk. Fatih Sultan Mehmet gibi Türk müydük. Yavuz gibi Alparslan gibi Atatürk gibi Türk olmaktan mı bahsediyorduk. Bu ülkede binlerce, milyonlarca genç andımızı okumadı mı? Türküm diye yemin etmedi mi? Bir tanesi de Fatih olamadı mı. Boşa mıydı Türküm demek bağıra bağıra?

Doğruyum: Doğru olmaya dürüst olmaya and içtik haftanın beş günü beş sene boyunca. Hangimiz doğru olduk. Annemize babamıza bile yalan söyledik. Sevdiğimize eşimize yalan söyledik. İşe geç kaldık patrona, ödev yapmadık öğretmene, arkadaşımıza komşumuza hep yalan söyledik. Dürüst olmadık, yüzüne güldük, kapıdan çıkar çıkmaz arkasından konuştuk hep, yalanın en büyüğü bu değil miydi, dedikodularla dolu bir toplum olduk.

Çalışkanım: Çalışmadan para kazanmaya öykündük hep. Gençlerimiz iddia bayilerinin kapılarını aşındırdığı kadar iş kovalamaz oldu. Kimse sebze meyve yetiştirmiyor artık. Ne de olsa markette hepsi var. Bir dostumun da dediği gibi “Köylüler market alışverişinde domates salatalık alırken canım acıyor”. Karadenizli fındığını kendi bile toplamıyor artık. Memleketin geleceği, ümidimiz, genç nesil cafelerde (kafeterya-kahve) vakit geçiriyor. Acaba Mustafa Kemal’ler, Osman Gazi’ler şimdi yaşasalardı bu kadar tembel olurlar mıydı?

İlkem: Küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu milletimi özümden çok sevmektir: Hangimiz eve alışveriş yaparken, komşunun yetim çocuklarına da eve aldıklarımızın aynısından aldık? Hani küçüklerimizi sevmeye yemin etmiştik. Yolda gördüğü çikolata paketine bakarken üzülen ve sokak köşelerinde tiner çeken çocuklarımız çok mu büyüktü de onlara çocuk muamelesi yapamadık. Sevemedik bir türlü, ellerinden tutamadık, ıslah evlerine, yetiştirme yurtlarına sürükledik, cami kapılarına bıraktık, hastanelerde terkettik. Evde istemedik yaşlanan anne babamızı, huzurevine götürmek yada mirasına konmak için, ölümünü beklemek için mi and içtik. Yurdumuzu ve milletimizi özümüzden çok sevecektik, milliyetçilik ayaklar altına alınırken bakmakla yetindik. Topraklarımıza kan bulaştı, hain köpeklerin kanı. Şehitlerimizin canına kastedenleri baş tacı ettik, buyur ettik yurdumuza, adını bile unuttuk bir bir yitip giden Mehmetçiklerin. Eksoz dumanına boğduk yurdumuzu, ağaç komadık kesilmemiş, dalında değil vazoda sevdik çiçekleri, ne kapımızın önünü süpürdük ne sahip çıktık dünyanın en verimli topraklarına.

Andımızdan iki cümle daha beynimde sorularla dolaşıyor.

“Varlığım Türk varlığına armağan olsun. Ne mutlu Türküm diyene.”

Gerçekten varlığımızı armağan ettiğimiz Türk Milleti nerede? Ya biz armağan etmedik, yalan söyledik ya da sözümüzü tutmadık. Ya da O millet maalesef yok olmak üzere. Yoksa birbirine canını feda etmeye and içen bir millet bu kadar kolay düşmezdi dara. Bu kadar hırpalanmaz, aşşağılanmazdı. Dün kapımızda ekmek kuyruğunda bekleyen milletlere boyun eğmezdi. Bebek katiline ağam paşam demezdi.

Acaba erken mi okuduk Andımızı? Lisede, üniversitede mi okumalıydık. Aklımız daha bir başımızdayken mi yemin etmeliydik, Türk milletinin bölünmez bütünlüğünü korumaya. Galiba and içerken, yemin ederken samimi değildik. Ve şimdi andımız kaldırıldı diye dövünmeyi hakediyor muyuz?

Muhittin KELEK

(GRÜ Öğretim Görevlisi)

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir