Köşe yazıları

KÜLLİYEN…

Üniversitelerin bulundukları alanlara 'kampüs' denmesine ben de karşıyım. Bu Fransızca sözcük yerine öztürkçe 'yerleşke' demek daha doğru olacaktır.

Nitekim bu sözcük kabullenildi ve yaygın olarak da kullanılıyor.

Mesela…Giresun Üniversitesi’nin de isimlerini gururla söylediğimiz üç yerleşkesi var: Gazipaşa, Nizamiye, Güre…

 

Kampüs ve yerleşkelere Külliye denmesine gelince…

Birincisi külliye hem Arapça hem de yer açıklayıcı bir tanımı içermiyor.

Çünkü bir yerin Külliye olması için bir cami ve o cami çevresinde cami ile birlikte kurulmuş medrese, imaret, sebil, kitaplık gibi yapılar olması gerekiyor.

 

Ama Cumhurbaşkanı istedi diye, sırf O’na yalakalık olsun diye birileri bugünden sonra çıkıp bazı yerleşkelere, kampüslere külliye diyebilirler.

Baksanıza koca profesör, üstelik de hukukçu, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. M. Fatih Uşan,  külliye öneren konuşmasının ardından Erdoğan’ın elini öpmeye kalkmış.
Pes doğrusu…

Ne diyelim el öpenleri çok olsun, berhudar olsun.

 

Aslında diyorum ki…Nasıl olsa her üniversitede bir cami var ya.

Üniversiteleri Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlayıp o camilerin imamlarını da Rektör yapsalar, böylece külliye ideali hemen gerçekleşir, hem de üniversiteleri medrese yapma niyetlerine daha kolay ulaşabilirler.


Gerçi pek işlevi kalmadı ama ben asıl Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun ne zaman kaldırılacağını merak ediyorum.

Yeni Türkiye’ye çok uymuyor da…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir