logo

reklam
izmir escort izmir escort izmir escort
izmir escort
izmir escort
izmir escort
izmir escort
izmir escort

KÖLELER İMPARATORLUĞU

İnsanoğlunun yaşama olan bağlılığından sonra en önemli şey; zekasını kullanarak yarattığı toplumsal düzen ve bu düzenin gelişmesidir. Gelişim düşünsel evriminde bir parçasıdır.

 

Toplumsal yaşam; insan ihtiyaçlarını gideren alışkanlık ve zorunluluklar zincirinden başka bir şey değildir. Buna örnek olarak çocuklarını eğitmeye çalışan anne ve babayı düşünebiliriz. Anne ve baba çocuklarına yapmaları ya da yapmamaları gereken şeyleri söylerken sanki görünmez bir gücün emirlerini iletiyor gibidirler. Daha derinleştirmek gerekirse; Annelik ve babalık bir makamdır o makamı temsil eden kişilerin sözleri olduğu için, çocuklar genel olarak itiraz etmeden o buyruklara itaat ederler. O uyarıları başkaları yaptığında aynı etkiyi göstermez. Toplumun hiyerarşik düzeninde anne ve babalar emir erlerinden başka bir şey olmama yolunda hızla ilerliyorlar. Toplum adına yarattığımız her tutum bir diğeriyle destek halindedir Yani bu zorunluluk ve süregelen davranışlarımız zihnimizde bir duvar inşa eder. Bizim gerçek özgürlüğümüzü engelleyen yıkılması güç bir duvar. Aslında bizler; görünmeyen bir otoriteye boyun eğen zavallılar ordusuyuz. Bu nedenle bazı kelimeler bizi harekete geçirir. “Vazife” kelimesi bunlardan biridir. “Senin vazifen bu topluma hizmet etmektir” Vazifemiz çocuklarımıza iyi bir gelecek bırakmaktır”, “Herkes vazifesini doğru yaparsa dünyamız harika bir yer haline gelir” İçimizi kıpır kıpır eden cümlelerden sadece bazıları. Çünkü o kelime görünmez otorite tarafından bizim psikolojik alt yapımıza yerleştirilmiştir. Bu kelimeyi duymamız vazifeyi yerine getirmemiz için yeterlidir. Bir de “özgürlük” kelimesi var ki; hangi dilde söylenirse söylensin insanları çok duygulandırır. Neden bu kadar duygulandığımız açık. Çünkü hepimiz birer köleyiz. Gerçekten özgür olabilsek bu kelime bize hiçbir şey ifade etmezdi…

 

Ayrıca tüm bu zorunluluklar birbirinden güç alır. Çalışmak, yardımlaşma, vatan, aile, amaç, ahlak, toplum, vs,vs,vs! Her birinin sorumluluğu bizim omuzlarımızda… Uydurduğumuz birçok değeri, tarif ettiğimiz şekliyle yaşamadığımız halde yaşıyormuş gibi yaparız. Ahlak kurallarına, etik değerlere tam uyduğumuz söylenemez. Ancak bireye inildiğinde herkes bu kurallar çerçevesinde yaşıyormuş gibi davranır… İnsan pek çok şeyin bir araya gelmesinden oluşur ve en büyük toplum insandır. İnsanın tek başına hiçbir değere ihtiyacı yoktur. İnsan avlanır, bir canlıyı öldürüp etini yer. Burada hiçbir ahlaki değer söz konusu değildir. Ancak et lezzetli ve gereklidir. “İnsan düşünen varlıktır” sözünün ardına saklanıp her şeyi yapma hakkına sahip olabiliyoruz. Oysa her canlı düşünen varlıktır. Çiçekleri koparıp sevdiğimiz birine veririz, çevre kirliliği, gürültü kirliliği ve binlerce olmaması gereken şey oluyor çünkü umurumuzda değil. Yani insan yaşamında herhangi bir sınırlama yoktur. Tüm mesele gereklilik ve ihtiyaçtır. Görünmez otorite dışında birde doğanın kanunları vardır. Sıcak, soğuk, deprem, sel, gece, gündüz, vs. Bizim doğaya karşı da sorumluluklarımız var ancak bu da umurumuzda değil. Doğa ile özdeşiz hatta bunun içsel olarak farkındayız ancak yine de ilgilenmediğimiz bir durum.  Doğa ve toplum arasında sıkışıp kalan insan için şüphesiz en iyi kaçış yolu inançtır. Fakat inanç konusunda yine samimi olduğumuz söylenemez. Bu nedenle inancımızı da görünmez otoritenin emrine vermekten çekinmeyiz. Bunun sonucunda binlerce batıl inancın esiri oluruz. “Gece tırnak kesmek günahtır” örneğinde olduğu gibi. Aslında hiç var olmayan bu korkular ışığında yürümeye devam ederiz. İlk kim korktu bilen var mı?!  Korkarak yaşamak ne zor..!.. Kaybetmekten, bazen kazanmaktan, ölmekten, hatta yaşamaktan, başka bir ırktan, dinden, mezhepten, cinsten, üşümekten, depremden, gök gürültüsünden ve daha neler neler… Aldığımız her nefeste bir korku; nefes alamama korkusu. Korkuların bilinçaltımızda yarattığı ölümsüz köleler. Her şeye muhtaç, çaresiz bedenler. Korkularımız yenilendikçe, geliştikçe daha da büyüdükçe bu kölelik hiçbir zaman bitmeyecek. Korkunun yeşerdiği bedende, özgürlük solan bir yapraktır sadece.

 

İnsanoğlu hep özgürlüğün peşinde koştu. Krallarımız özgürlüğümüz için savaştırdı. Özgürlüğümüz için yaktık insanları, özgürlüğümüz için sürgün ettik, yağmaladık, çocuk, kadın, ihtiyar demeden yok ettik. Özgürlük içindi her şey. Din için, ırk için ve daha pek çok şey için özgürlük arıyorduk durmadan. Oysa çok korkuyorduk; parasızlıktan, tükenmekten, ayrılmaktan, ya da bir türlü vazgeçememekten, yalnız kalmaktan bazen de kalabalıktan. Korkaklığın ve cesaretin bulaşıcı bir tarafı vardı da; yalnız sevmenin yoktu. Çünkü sevmek; kucak açmaktı, paylaşmaktı hayatı. Sevmek tahammül etmekti, saygı göstermek, yeri geldiğinde fedakarlıktı. Oysa bunlar korkularımızı besler. Aç kalma, yok olma, yer kaybetme korkusu. Korktukça büyüdü öfke. Büyüyen öfke güce olan tutkumuz daha da çoğalttı. Güçlendikçe zayıfları doğurduk kendimizden ve üstün insana doğru yol alırken, görünmeyecek kadar uzaklaştık birbirimizden. Topluma daha bağlı, insana daha uzak yaşıyoruz… Sonunda her türlü nefret suçunun normal sayıldığı bir dünya kurduk kendimize. Birisinden nefret ederken birisi tarafından da nefret edilen olduk. İleriye doğru attığımız adımlarla geriye gitmeyi başardık. Gün gelecek sularla çevrili dünyamızda susuzluktan öleceğiz. Gün gelecek kendi neslini tüketecek insan… Öyle bir gün gelecek ki; ardından başka bir gün daha gelmeyecek.

 

Toprağı sürmeyi bilen köylüyü tohum niyetine ektik. Şimdi kendi çaresizliğimizi biçiyoruz. Ve gıda niyetine mikroplarla besleniyoruz. Tüm bu karmaşanın içinde mutlu olmaya çalışmak ayrıca bir delilik, akıl ise deliliğin çaresizliğidir. Çünkü mutlu uyanmak istiyorsan, mutlu uyumalısın.

 

“Her bireyin başkalarına karşı sorumlulukları vardır.” “Diğerinin özgürlüğü başladığında seninki biter.” Bunlar yine görünmez otoritenin zihnimize yerleştirdiği zorunluluklardır. İnsan sadece kendisine karşı sorumludur. Bireysel benliği toplumsal benliğe en saf şekilde dönüştüremediğimizde; şu an ki yaşam koşulları çıkar karşımıza. Vicdan ve ahlak dediğimiz değerler ise toplumsal benliğin kararlarından oluşur sadece. Bu değerlere tam olarak sahip çıkmamamızın nedeni ise; toplumsal ve bireysel benliğin arasında kalan insanın denge bozukluğudur. Birisine yalan söylediğimizde herhangi bir suçluluk duygusu olmaz. Sadece yalanımızın ortaya çıkmasından kaygılanırız. Ortaya çıkarsa düşeceğimiz durum üzer bizi. Yalanımız ortaya çıkmazsa, hiç söylenmemiş gibi yaşamaya devam ederiz. Bir şeyi benden başka bilen yoksa o şeyde yoktur aslında. Yalan söylemek bireysellik, o yalanın izlerini silmeye çalışmak ise toplumsallıktır. “Tek yalan söyleyen ben değilim”, “tek aldatan ben değilim” işte bu sözler topluma bağlanma ihtiyacımızın dışa vurumudur. Bir kişiye bile sırrını anlatmış olsan, o bir kişiyle topluma bağlanmışsın demektir. Toplum çeşitli araçlar ile insanla arasına mesafe koyar. Bir aile, okul, ülke, il, ilçe, köy, meslek. Bu şekilde alt toplumlar oluşur. Alt topluma karşı “vazifeni” yerine getirdiğinde tüm topluma hizmet etmiş olursun. Sonunda koca dünya Köleler İmparatorluğuna döner. Herkesin birbirini sömürdüğü dev bir imparatorluk… Kanun ve ahlak ile birbirimizi denetleyip kenetlediğimiz, psikolojik baskı ile kontrol altında tutulduğumuz bir toplum.

 

Düşünsel evrimin bir sonucu olarak her şeyin tanımı sürekli değişir. Artık yeni bir insan tarifi yapmanın da zamanı geldi. Günümüz insanı toplumun gizli kamerasıdır.

 

Share
#

SENDE YORUM YAZ

7+9 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • SUÇSUZLUK VE CEZASI

    14 Ekim 2017 Köşe yazıları

    İçeriğine girmeyeceğim. Özeti şu… Nurettin Canikli’nin Fetullah Gülen’e ABD’de oturum izini alması için açılan davanın duruşmasında bir gurup milletvekili ile birlikte kefil olması, FETÖ’den aranan bir şahısa ait AKP il binasına 15 Temmuz sonrası Canikli’nin ve Cumhurbaşkanının pankartının asılmasına ilişkin yaptığım iki haber nedeniyle hakkımda açılan dava sonuçlandı.   Herkes yapmıştı, ulusal, yerel medya... Ama dava bana açıldı.  ...
  • SAHİLE GEL SAHİLE!..

    09 Ekim 2017 Köşe yazıları

    “Bizi yok edecekler şunlardır: İlkesiz siyaset; vicdanı sollayan eğlence; çalışmadan zenginlik; bilgili ama karaktersiz insanlar; ahlâktan yoksun bir iş dünyası; insan sevgisini alt plana itmiş bilim; özveriden yoksun bir din anlayışı” (Mahatma Gandhi) ÖNCELİKLE  merhum Hasan Ali Tütüncü’nün vefatıyla boşan AK Parti Giresun İl Başkanlığına seçilen Av. Aytekin Şenlikoğlu’nu tebrik ediyor ve başarılarının devamını diliyorum. Ancak ş&oum...
  • BOYKOT ÇAĞRISI DOĞRU DEĞİL!..

    20 Ağustos 2017 Köşe yazıları

      AVRUPALI TÜRKLER tam YARIM ASIR'ı aşan bir süreden beri ALMANYA'da yaşıyorlar ve yaşamaya da devam edecekler. Ancak  AVRUPALI TÜRKLER’in çok zorlu bir süreçten geçtiği de AŞİKAR… AVRUPA’DA TÜRK LOBİSİ Son 20 yıldan beri TÜRKİYE'deki siyasetçilerimiz ve buradaki diplomatlarımız bize şöyle seslendiler; "YURTDIŞINDA GÜÇLÜ BİR TÜRKİYE LOBİSİ oluşturmak için mutlaka bulunduğunuz &u...
  • EYYYY TÜRK HAVA YOLLARI Ve diğer TÜRK ŞİRKETLERİ

    24 Temmuz 2017 Köşe yazıları

    “Bize ancak bizden fayda var!” Biz AVRUPALI TÜRKLER yıllarca MİLLİ Hava Yolumuz diye ELİN OĞLU’nu değil sizi tercih ettik. EL değil BİZ kazanalım ÜLKE’mize kazandıralım dedik ve TUZLU ya da PAHALI da olsa SİZLER’i tercih ettik!.. Sayemizde DÜNYA MARKASI oldunuz. Hatta dünyanın ANLI-ŞANLI futbol kulüplerine REKLAM verip sponsorluk yaptınız!.. Oysa TÜRK kulüplerine bilhassa da ANADOLU’da yaşam mücadelesi veren GARİBAN takımlara DESTEK olsanız da...
istanbul esocrt halkalı esocrt
istanbul hava durumu Kalite belgesi Saç Protezi