logo

reklam

İNSANSIZ İNSAN

İnsanlığın varoluşundan bu yana, üstün insan olma gayretimiz hiç tükenmemiştir. Arkadaşlar arasında, ailede, okulda, iş yerinde, sokakta, trafikte “özel biri” olmak önemli olmuştur. İnsan; sosyal yaşamını da “önemli ve üstün olmak” merkezinde inşa etmiştir. Dünyamızı yönlendiren kişiler ve kurumlar ise bu arzumuzu daha da vahşileştirmiş ticari ve siyasi alanlarda kullanmaktan çekinmemişlerdir. “Sen özelsin”, “istersen Başbakan bile olabilirsin”, “evrene enerji yollaman yeter çok zengin olabilirsin” gibi sözlere sanırım fazla yabancı değilsiniz.“İstersen yapabilirsin” bu ve benzeri cümleler sanki içimizdeki başka bir insana söylenen sözler gibidir. Bizi bize yönlendirmeleri ne tuhaf… Dışımızdaki insanı sömürüp tükettiler sıra içimizdeki insana geldi. Sebebi basit aslında! O kadar çok sömürüldük ve kullanıldık ki; kendimizi mutlu etmek için, içimizde başka bir dünya yarattık. En mahrem halimizi kurduk zihnimizde. Şimdi içimizdeki o masum çocuğu ele geçiriyorlar. İçimizdeki insana diyorlar ki; Aslında sen içte değil dışta olmalısın, hayal değil gerçek olmalısın. Bunun sonu mutsuzluktan ve depresyondan başka bir şey değil. Sahte bir dünyayı gerçeğe taşımaya çalışmak saflıktan öteye geçmeyecektir. Düşlerimizdeki “ben” i aldıklarında insansız birer insan olacağız. Birer iş makinesi, evrakları imzalamaktan öte yeteneği ve aklı olmayan çabasız et yığınları! Bizler yakın bir gelecekte insanlıktan çıkıp, yeni nesil canlı aygıtlar olacağız sadece. İnsanlığın geride bıraktığı bunca yıldan sonra geldiğimiz nokta; sömürü, ırkçılık, din faşizmi, cinsiyet ayrımcılığı, şiddet, savaş, adaletsizlik ve bencilliktir. Her şeyi bilen fakat düşünmeyen ya da hiçbir şey bilmeden düşünce ileri süren insanlardan oluşan dünyamızın, yaşam şartlarının bu kadar gaddar olmasına çok şaşırmamak gerek… Bilmediğini kabul etmeyen, o bilgisizlik içinde kendisine ait bir bilgi düzeni kuran insan olmak. Devamında o bilgisizlik düzeyinde her şeyi algılamaya çalışmak en büyük yanılgıdır. İnandığın din dışındaki dinlerin, ait olduğun ırk dışındaki ırkların, mezheplerin kötü ve gereksiz olduğuna inanıyor olmayı başka türlü izah etmek mümkün değil. Ben her zaman haklıyım diyenler; her zaman aldanacaklardır.

Karanlık ve pis dünyada yaşayan insanın aydınlık bir yüreği olamaz. Ancak her şeye rağmen ışık saçmaya çalışır insan. O da yeterince…Ezilerek ilerlemek, kaybederek çoğalmak kaderimiz olmamalı. Her insan diğerleri ile bağlıdır birbirine. Herhangi bir insan eğilmişse, tüm insanlık köle edilmiş demektir. Bir kişi bile sömürülüyorsa hepimizi kandırıyorlar demektir. Bu düzen değişir mi diye sorarsanız; çok zor derim sizlere. Çünkü büyük çoğunluğumuz değişsin istemiyor. İsteklerden uzak bir rüyada yaşamaya başlayalı uzun zaman oldu. Ve büyük çoğunluk bu sorunları görmezden geliyor. Kaos hali, hüzün duvarına sürekli çarpmalar bizde çaresiz bir keyif alma durumu yarattı. Sürekli bir nefret hali, aldatılmışlık duygusu, intikam ateşiyle yaşamaktan ve bu şartlar altında mutlu olduğunu sanabilmekten bahsediyorum. Çözüm istemiyor kimse; bu melankoli, karmaşa, gözyaşı, acı, öfke hoşumuza gidiyor sanıyoruz, çaresizce… Bizler aslında sandığımızdan daha güçlüyüz, hiçbir şeye ihtiyacımız yok. Fakat ellerimizle kurdurduğumuz düzen; insana insanlığını unutturan bir mikrop oldu kalbimizde.Günümüzde insan; asfaltta yürüyen bir kediye benziyor. Sokaklarda yürüyen o kedileri izleyelim ve kendimizi görelim. Kurdurduğumuz sistem hiçbir şeye ihtiyacımız olmadığı halde bizleri her şeye muhtaç bireyler olarak yetiştiriyor, kendimize değil başkalarına hizmet ediyoruz; bizi canla başla sömürenlere köle oluyoruz. Sonunda bu duygu içimizde onarılmaz bir hüzün yaratıyor ve bu hüznün müptelası oluyoruz. Kendi yarattığımız sorunlar içinde kendimizi kaybediyoruz. Doğal olarak sorunlar çözülmek yerine daha çok büyüyor. Bu sorunlar büyüdükçe içimizdeki hüzünde katlanarak çoğalıyor ve daha bağımlı hale geliyoruz. Bu nedenle düşünmekten nefret ediyoruz. Bir an bile düşünmek acı veriyor çünkü. Gerçek acıdansa sahte acılar ile yaşamak güzel bir kaçış yolu elbette. Gerçek sorunlar ile yüzleşmektense, yapay sorunlar ile mücadele etmek yaptığımız en acınası şeydir… Artık herkes hüzünkeş. Filmdeki bir karakter öldü diye ağlamak, ünlü biri öldüğünde yalandan üzülmek ve iki dakika sonra unutmak hüzünkeşlerin gıdalarından bazılarıdır. Sahte ve geçici acılar ile gerçek hüznü bastırmak ne tuhaf bir hile. Kendisini büyük ustalık ile kandıran insanların sayısı giderek çoğalıyor. Kendisi tarafından kandırılan insanlar elbette doğrunun değil yanlışın, gerçeğin değil rüyanın peşinden koşacaklar. Günümüzde kimse doğruya inanmıyor. Doğru söyleyeni kimse dinlemiyor, ciddiye almıyor. Ne kadar yalan o kadar gerçek bir dünya. Yalın bir gerçek değil elbette, yalanın yılan gerçeğinden bahsediyorum. Zehiri dilinde; sürünen bir yılan gerçekten! Dünyada sömürü ve savaş hiçbir zaman bitmeyecek. Çünkü çoğunluk bitsin istemiyor. Hatta artık o savaşlar bir yakınımız ölmediği sürece umurumuzda bile olmuyor. Çünkü İnsansız İnsan olmayı neredeyse başardık. Duygusuz bir kalp, bakışsız bir göz gibi olduk. Ve ateş her zamankinden daha çok yakıyor düştüğü yeri. Diğerlerimiz o ateşin etrafında ısınmaya çalışıyoruz. Sonra da kalkıp kendimize diyoruz ki; “Sen her şeyi yaparsın” …  Bedenimizi daha da yaşanılmaz bir hale getirmek için her yolu deniyoruz. “Biz her şeyi yaparız”İçimiz kirlenip karardıkça, daha bir batıyor dünya… Kulağa hoş gelen sözlerle ışığa kavuşamayız. Açılıp kapanmayan göze rüyada erişemeyiz. Işığın bizimle olmasını istiyorsak; elbirliği ile karanlığı yakmalıyız.

Share
#

SENDE YORUM YAZ

1+5 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • GİRESUN’A KİMLER İHANET EDİYOR?!

    05 Aralık 2017 Giresun, Köşe yazıları

    “Giresun’un tam ortasında yükselen ucube binanın yapımına kim ya da kimler izin verdiyse Giresun’a ihanet etmişlerdir.”  “Yüksek binalar gelişmişliğin değil bencilliğin ve gericiliğin sembolüdür”  Tevfik KARA MAYIS 2017’de memlekete gittiğimde bir de Giresunspor’un bir maçını izleyeyim dedim ve stadyuma girdim. Basın tribününde yerimi aldım. Aldım almasına da karşımda kibrit kutusu gibi yükselen  u...
  • RIZA OLAYI…

    19 Kasım 2017 Köşe yazıları

    Aralarında organize kirli ilişkiler olduğu yönünde ciddi iddialar olan bu kişileri 'ucu nereye giderse gitsin' eğer biz yargılasaydık, muteber kişi kabul edip aklamasaydık her şey farklı olurdu... Örneğin ABD'nin bu kişiler üzerinden elde ettiği istihbari bilgileri tehdite dönüştürmesine, ülkemize dönük emperyalist projelerini uygulatmak için uyguladığı baskılara ve onursuzlaştırmaya boyun eğmezdik.  Koskoca Türkiye Cumhuriyeti, köklü bir dışiş...
  • SUÇSUZLUK VE CEZASI

    14 Ekim 2017 Köşe yazıları

    İçeriğine girmeyeceğim. Özeti şu… Nurettin Canikli’nin Fetullah Gülen’e ABD’de oturum izini alması için açılan davanın duruşmasında bir gurup milletvekili ile birlikte kefil olması, FETÖ’den aranan bir şahısa ait AKP il binasına 15 Temmuz sonrası Canikli’nin ve Cumhurbaşkanının pankartının asılmasına ilişkin yaptığım iki haber nedeniyle hakkımda açılan dava sonuçlandı.   Herkes yapmıştı, ulusal, yerel medya... Ama dava bana açıldı.  ...
  • SAHİLE GEL SAHİLE!..

    09 Ekim 2017 Köşe yazıları

    “Bizi yok edecekler şunlardır: İlkesiz siyaset; vicdanı sollayan eğlence; çalışmadan zenginlik; bilgili ama karaktersiz insanlar; ahlâktan yoksun bir iş dünyası; insan sevgisini alt plana itmiş bilim; özveriden yoksun bir din anlayışı” (Mahatma Gandhi) ÖNCELİKLE  merhum Hasan Ali Tütüncü’nün vefatıyla boşan AK Parti Giresun İl Başkanlığına seçilen Av. Aytekin Şenlikoğlu’nu tebrik ediyor ve başarılarının devamını diliyorum. Ancak ş&oum...