logo

reklam

İÇİMİZDEKİ FAŞİZİM

Tarihe damgasını vuran darbeler hala hafızalarımızda… Birçoğumuz o günleri yaşamamış olsak bile, tarihin satır aralarından, büyükten küçüğe aktarılarak hafızalarımıza kazınmıştır darbeler, zulümler…

12 Eylül 1980 … Eylül Fırtınası… Fırtınanın üzerinden tam 32 yıl geçmiş.

Değişen ne? Aslında şöyle mi sormak lazım. Gelişen ne?

O günden bu zaman en gelişen yanımız insanoğlunun genlerindeki darbecilik ve faşizan baskılar olmuştur maalesef.

Eylül fırtınasında yara alanlar yaşam hakkının kutsallığına, yaşamın güzelliğine kısacası hayatın yaşanası yanlarına daha çok bağlıydılar…

Yaşam standardı azıcık yükseldikçe, geçtiğimiz yolları, çekilen ıstırapları, verdiğimiz kurbanları unutuverdik. İnsanoğlunun içindeki faşizan ve baskıcı duygular şaha kalktı adeta.

Demokrasi, insan hakları diye yollara daha fazla dökülür olduk amma;

Hak verildikçe, kendimizden güçsüz olanın hakkından gelmeye başladık

Hani eskiden bir göz odaya onlarca kişi sığarken, apartmanlar dar gelir oldu şimdi bize…

Sahil kenarında bir daire alınca koskoca Karadeniz’e malik olmaya kalktık…

Kendi göz zevkimiz bozulur diye alt geçitlerin, üst geçitlerin yapımına karşı çıktık…

(Giresun sahil yolu üzerinde projede var olup, yapıl(a)mayan alt veya üst geçitlerin yapıl(a)mamasının trajikomik sebepleri)

Seyrettik… Bizim deniz katledilirken, koca koca kayalar bağrına basılırken de seyrettik… Demokratik, doğa aşkıyla yanan! dillerimiz, gönüllerimiz ses vermedi hiç…

Kentin gözleri, gözlerimizin önünde oyulurken seyrettik… Nasılsa mahpushane parmaklıklarını andıran kazıkların, çift camların ardından da, kıçımız puf koltuklarda denizi seyrediyoruz ya yeter bize… Dalganın kahrından kıyıları dövdüğü sesi duymadan, yosun kokusunu ciğerlerine çekmeden seyrederiz denizi…

Yani bir naylon eldivenlerle sevgiliyi okşar gibi severiz denizimizi… Gelip geçenlerin kentimizle bağlantısı kesilmiş ne umurumuzda. Çift camların ardından denizi izlemek güzel…

Yaşamımızın hemen her alanında birbirimize saygıyı, hoşgörüyü yitirdik…

Gözlerimizin önünde olup biten her türlü adaletsizliğe, haksızlığa “ aman bana dokunmasın da “ diyerek gözlerimizi kapatıp, vazifemizi yaptık…

Büyük küçüğü döverek, güçlü zayıfı ezerek yetişip, gelişen toplumların mimarı olduk… Özgüvenin, özsaygının yerleşmediği, en küçük halkadan başlayıp en büyüğüne  kadar faşizan, baskıcı bir toplumun bireyleriyiz biz… Özgürlüğümüz arttıkça hep daha fazlasını isteriz… Ama bir minicik adımda kendimiz atalım demeyiz… İsteriz hep…

 Hadi bir anlık tüm çıplaklığı ile soralım kendimize… Ne kadar adiliz?

Elimize bir miktar fırsat geçtiğinde hemen üstünlük kurarız kendimizden güçsüz olana…

Böyle olduğu içindir ki toplumun en üst düzeyindeki ile en alt düzeyindekinin yoktur aslında birbirinden farkı. Tek fark elindeki imkân ve güçtür.

Ne kadar kendimizi kandırsak da faşistlik ruhumuza işlemiş bir kere…

Eylül Fırtınasının tetikçisi de biz, uygulayanı da biz, yaşayanı da, yaşatanı da biziz aslında…

Önce kendimizi, ruhumuzun derinliklerine yapışmış, bedenimizin hemen her yerini işgal etmiş, içimizdeki faşizmi temizlemeliyiz…

Hadi o halde 32 yıl sonra kendi mahkememizi kuralım…

Davranışlarımızı bir kerecik olsun dürüstçe sorgulayalım… Eşimize, çocuğumuza, arkadaşlarımıza, komşularımıza davranışlarımızdan başlayalım

 

İddianamemizi hazırlayıp, savunmamızı yapıp, kararı verelim…

Nefsimiz  elverirse  şayet…..

Share
#

SENDE YORUM YAZ

1+3 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • GİRESUN’A KİMLER İHANET EDİYOR?!

    05 Aralık 2017 Giresun, Köşe yazıları

    “Giresun’un tam ortasında yükselen ucube binanın yapımına kim ya da kimler izin verdiyse Giresun’a ihanet etmişlerdir.”  “Yüksek binalar gelişmişliğin değil bencilliğin ve gericiliğin sembolüdür”  Tevfik KARA MAYIS 2017’de memlekete gittiğimde bir de Giresunspor’un bir maçını izleyeyim dedim ve stadyuma girdim. Basın tribününde yerimi aldım. Aldım almasına da karşımda kibrit kutusu gibi yükselen  u...
  • RIZA OLAYI…

    19 Kasım 2017 Köşe yazıları

    Aralarında organize kirli ilişkiler olduğu yönünde ciddi iddialar olan bu kişileri 'ucu nereye giderse gitsin' eğer biz yargılasaydık, muteber kişi kabul edip aklamasaydık her şey farklı olurdu... Örneğin ABD'nin bu kişiler üzerinden elde ettiği istihbari bilgileri tehdite dönüştürmesine, ülkemize dönük emperyalist projelerini uygulatmak için uyguladığı baskılara ve onursuzlaştırmaya boyun eğmezdik.  Koskoca Türkiye Cumhuriyeti, köklü bir dışiş...
  • SUÇSUZLUK VE CEZASI

    14 Ekim 2017 Köşe yazıları

    İçeriğine girmeyeceğim. Özeti şu… Nurettin Canikli’nin Fetullah Gülen’e ABD’de oturum izini alması için açılan davanın duruşmasında bir gurup milletvekili ile birlikte kefil olması, FETÖ’den aranan bir şahısa ait AKP il binasına 15 Temmuz sonrası Canikli’nin ve Cumhurbaşkanının pankartının asılmasına ilişkin yaptığım iki haber nedeniyle hakkımda açılan dava sonuçlandı.   Herkes yapmıştı, ulusal, yerel medya... Ama dava bana açıldı.  ...
  • SAHİLE GEL SAHİLE!..

    09 Ekim 2017 Köşe yazıları

    “Bizi yok edecekler şunlardır: İlkesiz siyaset; vicdanı sollayan eğlence; çalışmadan zenginlik; bilgili ama karaktersiz insanlar; ahlâktan yoksun bir iş dünyası; insan sevgisini alt plana itmiş bilim; özveriden yoksun bir din anlayışı” (Mahatma Gandhi) ÖNCELİKLE  merhum Hasan Ali Tütüncü’nün vefatıyla boşan AK Parti Giresun İl Başkanlığına seçilen Av. Aytekin Şenlikoğlu’nu tebrik ediyor ve başarılarının devamını diliyorum. Ancak ş&oum...