Köşe yazıları

HIRISTİYANOFOBİ

 Katoliklerin 'Ruhani lideri' Papa  Françesko, 1915'de Anadolu’da yaşananları, o dönemde hayatını kaybedenler için düzenlenen ayinde 'soykırım' olarak değerlendirdi.  

Yanında da Ermenistan’ın başkanı Sarkisyan vardı.

 

Aslında Papa Sarkisyan’a yağcılık yapmadı. Sadece düşündüğünü, yazdığını resmi görevinde söyledi.

Çünkü 2 yıl önce yazdığı kitapta da aynı görüşleri dile getirmişti.

Yani Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı O’nu Kasım ayında sarayında ağırlarken ve de ‘sarayın ilk konuğu’ diye överken de aynı şeyleri düşünüyordu.

Biz de bunu biliyorduk.

İşte o zaman dinler arası kardeşlikten filan bahsederek yağcılık yapmıştı.

"İLK DEFA BİR DİNİN LİDERİ TARAFINI BELİRLİYOR, ETNİK BİR KİMLİĞİN SÖZCÜLÜĞÜNÜ ÜSTLENİYOR"

Papa’nın bu söylemi; tarihte hiçbir karşılığı olmayan, bütün kanıtlarla, arşiv bilgi ve belgeleriyle, yargı kararlarıyla çürütülmüş soykırım gibi ‘iddiayı’ bir dinin temel politikası haline getirme çabasıdır.  

Öyle anlaşılıyor ki; 1915’de yaşananların 100.yılına yaklaşılan bu günlerde, böyle bir söylemle bir süreç, bir başka sürece eviriliyor.

Çünkü ilk defa bir din taraf tutuyor, tarafını belirliyor.

O dinin lideri sadece bir etnik kimliğin sözcülüğünü üstleniyor.

Bazı devletlerin parlamentolarının bu yönde aldığı siyasi kararlar, Türkiye’yi geçmişiyle birlikte vurmaya, en büyük insanlık suçu olan soykırım mahkumu yapmaya yetmedi.

Şimdi ermeni lobileri din üzerinden saldırıya geçiyorlar.
Bu topraklarda yaşanan ve sadece ‘ortak acı’ olarak nitelendirilebilecek olayları, bir papaza ‘soykırım’ dedirterek mesafe almak istiyorlar.

Ermeni çetelerinin 1913’de Anadolu'dan başlayarak, daha sonra  Azerbaycan’ın Karabağ’ını ve topraklarının  %20’sini işgal ederek  yaptıkları zulüm, katliam, acı gözyaşlarını, toplu mezarları, unutturmaya; Osmanlı’yı sırtından hançerleyen, Ermeni komitacıları, Taşnak’ı, 41 diplomatımızı katleden ASALA’yı meşru kılmaya çalışıyorlar.

 

Böyle bir projeye alet olan, temsil ettiği dini politik çıkarlara alet eden birine inanılır mı?

Yazık…

Bir din adamı her şeyden önce doğruyu söyler, yalanın bir parçası olmaz, söylemlerinde kardeşliği, hoşgörüyü, barışı, halkların hassasiyetlerini gözetir.

Tarafsız olur.

Tarihsel olayları bir taraftan bakarak değerlendirmez.Bir ulusa hakaret etmez. 
Yazıklar olsun…

 

Anzakların Çanakkkale’de karaya çıktığı 23 Nisan tarihini, sözde soykırımın yapıldığı tarihle birleştirerek, 24 Nisan’da anma yapmakla oraya devlet başkanlarını çağırmakla bu konuda başarılı olamayız.

Karşıdaki güçler ne yapıyorsa daha fazlasını yapmak gerekli.

Akademik, diplomatik atak gerekli. Türkiye'nin elinde kendisini suçlayanları mahkum edecek o kadar çok belge, bilgi var ki. Sadece Osmanlı Devleti'nin arşivleri bile yeter. Öyleyse susmak neden?Haklı susmaz...

Türkiye sustukça batıyor…Adamlar bize 'katil' diyor aval aval bakıyoruz. 

Başkasını bilemem. Ama benim atam kimseyi etnik kimliği nedeniyle kesen bir katil değildir.
Bu devleti yönetenler de eğer öyleyse, susmasınlar.

Susmayanlara da selam olsun.

Öyle konsolos çağırarak, birkaç açıklama yaparak filan papaz iflah olmaz. Papaz'ı buluruz yoksa. 

Cumhurbaşkanı hep yaptığu gibi yağıp gürlemeli. Kafa tutmalı.

“Elinde ne var eyyyy Papaz efendi!.. .

Hiçbir tarihçinin bulamadığını, hiçbir arşivde olmayanı sen buldunsa açıkla da bilelim; kim kime soykırım yapmış. Hangi soy ortadan kalkmış.   

Söyle de bilelim!..”demeli…


Papa’yı kınıyorum.

O’nu buradan; 21. Yüzyılın Haçlısı, ırkçısı,  dinler, milletler arasında kin ve nefret duygularını körükleyerek Hırıstiyanofobi yaratan bir temsilci ilan ediyorum.

 

Not: Yarın İsveç Parlementosu'nda soykırım iddialarına karşı önemli bir etkinlik var.

Dünyanın en önemli tarihçilerinden birisi olan ve bu konuda adeta Türkiye Cumhuriyeti'nin, Türklerin sözcüsü, tek kişilik bir devlet gibi takdir edilecek bir mücadele yürüten Giresun Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Aygün Attar da bu etkinliğe katılacak ve tehciri,o dönem ve sonrasında Türk coğrafyasında yaşananları arşiv kaynaklarına dayanarak anlatacak. 
Bundan gurur duyuyoruz. Kutluyoruz. 
Ayrıca; oradan çıkan kararlar ve dünyaya duyurulacak sonuç bildirgesinin, Türkiye'nin de devlet olarak sahiplenmesini ve artık içine Kafkasya'yı da alan, soykırım diasporasıyla bütün dünyayı etkileyerek cumhuriyetimizi suçlayan Ermenistan'a karşı bir duruşu da içeren değişmez doğrular üzerine kurulu bir politika geliştirilmesini diliyorum. 

Önder ülke böyle olunur.  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir