logo

reklam
05 Ağustos 2014

HAYATIN AFORİZMASI YA DA SAĞLAMASI…

Biz köşe yazarları, nesli tükenen bir ırkın ahfadıyız. Yavaş yavaş yok oluyoruz.

Sayılarımız giderek azalıyor.

Doğaldır…

Çünkü Türk basınına yapılan manipülasyon, en çok mağduru bizim alanda yarattı.

Meslektaşlarımızın büyük bölümü derdest edilip kapının önüne konuldu. Bazılarının da kapılar üstüne kapandı.

Kalanlar ve adlarına ‘üstat’ denilen koca koca adamlar korktular, tarz değiştirip cüdamlaştılar.
Tersine evrimleştiler.

 

Köşe yazarlığının bir ‘fıtratı’ var.

En başta korkusuz, satın alınmaz ilkeli, inançlı ve de ahlaklı olacaksın.

Bir dünya görüşüne sahip olacaksın ki; hayata, olaylara, insanlara, gündeme ilişkin tahliller yapacaksın.

Bununla birlikte; kamu adına denetim görevini yerine getireceksin.

Yolsuzluğu, usulsüzlüğü, hukuksuzluğu, yasadışılığı, alavere dalavereyi yazacak,   

tüyü bitmemiş yetimin, fakirin fukaranın hakkını savunacaksın.   

Demokrasi, hukuk, adalet, insan hak ve özgürlüklerinden, yaşanabilir bir çevreden yana taraf olacak, bireyin refah içinde, mutlu, umutlu, yarınlara güvenle bakacağı bir düzende yaşamasını isteyeceksin.
Klavyenin tuşları tarafsız, objektif cümleler kuracak.   

Eleştirisel, sorgulayıcı, yargılayıcı muhalif bir üslubun olacak. 

Öngörülerin gerçeğe yakın olacak. Bilgiyi gerektiren saptamalar yapmalısın ki inanılır, güvenilir olabilesin.

 

Yanılma hakkın da yoktur.

Fikirlerini kesin, tek doğrular üzerine kurarsın. Yazdıkların hep peşinden gelir. Yıllar öncesi ile yıllar sonrası daha dün gibi olmalı.  

Düşünceyi sözün en somut haline dönüştüren adamdır köşe yazarı.

Eğilmeden bükülmeden, sözcükleri eğmeden bükmeden doğruyu dosdoğru söyleyen adamdır köşe yazarı.
Böyle olmayanlara köşe yazarı denmez, yazar da denmez 'köşe' denir. 

 

Zordur ‘köşe yazarı’ unvanıyla anılmak. Hele de taşradaysan…

Bir sürü tehlike seni bekler. Açlık, yokluk, işsizlik, tehditler, mahkemeler, sürüm sürüm sürünme.

Bunlar neyse de ille de yalnızlık…   

Çok şeysiz, hiçbir şeysiz, en başta da dostsuz kalıverirsin. Öcü gibi uzak durulur senden. Uzak durularak çok şey elde edilir çünkü; makam, mevki, itibar, güç vesaire…

Sen ise tek kişilik hayatından, uzağında akıp giden hayata bakıp kendini avutursun; onur, ahlak vesaire gibi erdemlerinle…

Hâlbuki ki değerin yoktur. Veya eşdeğerdesindir 'pisliklerle' bazı şahs-i nazarlarda.

Ne olursan ol. Kullanım tarihi sona erecek bir ilaç gibisindir.  

Bir sözle, bir yakıştırmayla kirlenecek kadar temizsindir işte.  

 

Bütün bunları kendimden biliyorum.

                                      *             *              *

Yazıyla tanışıklığım çok eski, 1978’lere gidiyor. 

Yani eveli de var, ama köşe yazarlığımın miladı1986…İlk paramı köşe yazarlığımdan kazandığım tarih bu…

Birkaç gün sonra 28 yılı geride bırakıyorum.

Hiç durmadan yazdım, bu kadar yıl boyunca. Yazının hayatı şekillendireceğine, değişip dönüştüreceğine, iyiliği, güzelliği, sevgiyi, barışı, hoşgörüyü egemen kılacağına olan inancımı hiç kaybetmedim.

Yazıyla yaşadığım hayata ve insanlara karşı sorumluluğumu yerine getirdiğimi de düşündüm.

 

Şimdi çoğu kaybolmuş, her şeyi sakladığım dolabımda kalan veya internetin dehlizlerinde bulabildiğim yazılarıma, şiirlerime, öykülerime, 9 yıl Sabah, 4 yıl Habertürk’te, bölge gazetelerinde yayımlanmış çoğu manşet, sürmanşet olan haberlerime, TV’lerde yaptığım yorumlara ve sayısız davalara, mahkeme tutanaklarına bakıyorum gururla…

Daktiloma da dokundum sevgi ve saygıyla. Özlemişim. Merdanesindeki kağıtsızlığına üzüldüm. A harfine ve bastım sonra diğerlerine anlamlı bir cümle oldu belki de kimbilir. 

‘İyi ki yazmışım” dedim.

 

Yine birkaç gün sonra 52 yaşı da geride bırakıyorum.

‘İyi ki yaşamışım’ dedim.

 

Çok şükür ki; yaşayarak ve yazarak bugünlere ulaştık; Arkamda kambur, göbeğimde haram, alnımda kara ve pişmanlıklar ve keşkeler bırakmadan. Çok aldanarak ama aldatmadan geçti günler, aylar…

Hayal kırıklıkları, ihanetler, yanılgılar… Olsun onlar da şu üç günlük dünyanın armağanları.     

Ne olursa olsun, herşey geçiyor, geride kalıyor. Kaybedecek bir şeyin kalmadığı, sadece kaybedecek zamanının kaldığı bir evreye ulaşıyorsun. Şimdiki gibi…

Hayat hep öğretiyor. En son öğrettiği de asla dost olamayana dost, dürüst olmayana dürüst olmayacaksın. Herkesi yaşamak istediği yerde, kimlikte, kişilikte bırakacaksın.    

 

Yazmaya ve yaşamaya devam. Teslim olmak yok.  Herşey gidiyor, geriye yazı kalıyor.

Daha bir mücadele azmiyle doluyum. 

Cümleler harflerimi bekliyor…

Kuralım bir tane: Seni seviyorum ey hayat!..28 yılla, 52 yılla sana merhaba diyorum. 

 

Nerede kalmıştık…

 

Share
#

SENDE YORUM YAZ

1+6 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • GİRESUN’A KİMLER İHANET EDİYOR?!

    05 Aralık 2017 Giresun, Köşe yazıları

    “Giresun’un tam ortasında yükselen ucube binanın yapımına kim ya da kimler izin verdiyse Giresun’a ihanet etmişlerdir.”  “Yüksek binalar gelişmişliğin değil bencilliğin ve gericiliğin sembolüdür”  Tevfik KARA MAYIS 2017’de memlekete gittiğimde bir de Giresunspor’un bir maçını izleyeyim dedim ve stadyuma girdim. Basın tribününde yerimi aldım. Aldım almasına da karşımda kibrit kutusu gibi yükselen  u...
  • RIZA OLAYI…

    19 Kasım 2017 Köşe yazıları

    Aralarında organize kirli ilişkiler olduğu yönünde ciddi iddialar olan bu kişileri 'ucu nereye giderse gitsin' eğer biz yargılasaydık, muteber kişi kabul edip aklamasaydık her şey farklı olurdu... Örneğin ABD'nin bu kişiler üzerinden elde ettiği istihbari bilgileri tehdite dönüştürmesine, ülkemize dönük emperyalist projelerini uygulatmak için uyguladığı baskılara ve onursuzlaştırmaya boyun eğmezdik.  Koskoca Türkiye Cumhuriyeti, köklü bir dışiş...
  • SUÇSUZLUK VE CEZASI

    14 Ekim 2017 Köşe yazıları

    İçeriğine girmeyeceğim. Özeti şu… Nurettin Canikli’nin Fetullah Gülen’e ABD’de oturum izini alması için açılan davanın duruşmasında bir gurup milletvekili ile birlikte kefil olması, FETÖ’den aranan bir şahısa ait AKP il binasına 15 Temmuz sonrası Canikli’nin ve Cumhurbaşkanının pankartının asılmasına ilişkin yaptığım iki haber nedeniyle hakkımda açılan dava sonuçlandı.   Herkes yapmıştı, ulusal, yerel medya... Ama dava bana açıldı.  ...
  • SAHİLE GEL SAHİLE!..

    09 Ekim 2017 Köşe yazıları

    “Bizi yok edecekler şunlardır: İlkesiz siyaset; vicdanı sollayan eğlence; çalışmadan zenginlik; bilgili ama karaktersiz insanlar; ahlâktan yoksun bir iş dünyası; insan sevgisini alt plana itmiş bilim; özveriden yoksun bir din anlayışı” (Mahatma Gandhi) ÖNCELİKLE  merhum Hasan Ali Tütüncü’nün vefatıyla boşan AK Parti Giresun İl Başkanlığına seçilen Av. Aytekin Şenlikoğlu’nu tebrik ediyor ve başarılarının devamını diliyorum. Ancak ş&oum...