logo

reklam
izmir escort bayan
escort kuşadası
22 Mart 2015

BEN ÇOK SIKILDIM, SİZ SIKILMADINIZ MI?

     11065913_10152889896913547_4440734013694096607_n

 

 

 

 

 

 

Esin Aydemir Hacıalioğlu-Mimar

(İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi Üyesi)

Hani yazmak duygusu depreşir ya, bir anda ben de öyle yazmaya başladım gene. Bakalım yazının sonunu nereye bağlayacağım.

Şu anda televizyonda reklamlar var.Bol ağlamaklı bir dizi arasında. Biraz facebooka takıldım. Biraz twitlere baktım. Biraz oyun oynadım. Kalktım mısır patlattım. Eşimin yerine yatmasını sağladım. Saatte erken. Yazayım bari dedim. Sıkılırsam yazmayı bırakırım olur biterJ

Efendiiimmm. Siz nasılsınız? Hani eskiden mektuplar yazardık: “Sevgili bilmem kim. Nasılsınız, iyimisiniz, iyi olmanızı ulu Tanrıdan diler, büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim. Bizleri soracak olursanız eğer, Allaha çok şükür iyiyiz. Hepinizi çok özledik……..”  Arada mektubun yazılmasının ana fikri söylenir, sonra en son tek tek selam edilir ve biter.

Şimdi mailleşiyoruz. Artık mektuplarımızı bilgisayarların posta kutularında biriktiriyoruz. Yok artık mektupların biriktirildiği kadife kaplı kutular ya da mektup çekmeceleri. Fotoğraf albümleri sanal, hayatlar sanal.

Dedemin evinin anahtarlarını duvara astım. Hani şu büyük büyük anahtarlar. Oğlum sordu küçükken bir gün neyin anahtarları bunlar diye. Bu evinmiş, bu ineklerin ahırınınmış, bu atın ahırınınmış, bu serenteninmiş diye anlatım. Anne ne kadar zenginmişsiniz dedi gözlerini kocaman açarak. Şimdi ise ulaşılamayan bir zenginlik böyle bir yaşam bizim gibiler için. Hep hayal kurarız ya bahçeli bir evim olsun. Bahçesinde sebze yetiştireyim. Bir sürü meyve ağacı yetiştiririm. Kapıda kedim köpeğim olsun. Organik organik yaşarım. Attı, inekti düşünemeyiz bile. Eeeee peki neden bırakıp geldik o yaşamı? Ve ömrümüzü harcadık bir apartman dairesine sahip olabilmek için.

Ah Kader kahpe kader, Ağlarını ördünmüüüüüüü….. J

Toplam 100 parça eşya ile yaşamak yeniden gündeme geldi Avrupa’nın Amerika’nın önde entelektüellerin yaşamında. Yalnızca 100 parça toplam eşyan. Bardağın, çatalın, yorganın, kıyafetin toplam 100 parça. Fazlası gereksiz. Dedemin evinde en fazla 150 parça eşya vardı hatırladığım kadarıyla. Şimdi benim sırf salonumda kabaca 150 parça eşya var. 4 tane aydınlatma, 7 parça oturma malzemesi, 8 parça sehpa var. 19 tane duvarlara astığım obje var. Yerde bir halı 2 minder, küçük bir büfe, 4 tane saksı çiçeği, mumlar, çerçeveler, sehpa aksesuarları derken 100’ü bulmuş hakikaten. Deli kızın çeyizi gibi saydım bunları yazarken. Hayır, büyük bir salonumda yok. Ve evime gelenlerde sade bir ev olduğunu söylerler. Mutfak tam delirme sonucu oluşmuş. Ya nasıl bir manyağım ben böyle, neden üç ayrı yemek takımı için o kadar para vermişim? Ya da neden o kadar çok tencerem var? Tezgâhın üstündeki kabın içine neden o kadar çok tahta kaşık doldurmuşum. Mutfaktaki parçaları saymayacağım. Tabak çanak sayısı kendi başına 100’ü havada karada geçer çünkü. Bir insan neden 5 farklı tuzluk kullanır. Onu beğenmişim almışım. Bunu beğenmişim almışım. Tuzluğun bile modası var çünkü. Birileri bizimle acayip kafa yapıyor arkadaşlar. Hızla uyanalım. Tam da bahar gelirken sıkı bir bahar temizliği yapalım. Önce ruhumuzu temizleyip sonra fazladan sahip olduğumuz tuzluklarımızı birilerine verelim.

Bu kapitalizm var ya, her şey onun başının altından çıkıyor. O bize TV reklamlarında anlatılan dolgunlaştırıcı maskara asla gözlerimizi buğulu falan yapmıyor.

O makyaj malzemeleri gerçekten başarılı olsa sokaklarda bir tane çirkin insan olmaz. Neden ağzı kulaklarında ütü yapar. Bir buzdolabı etrafında insan neden duygusal anlar yaşar. Ya da kahve içmeye gittiğiniz dükkânda hayatınızın erkeğine rastlarsanız bir daha o dükkâna gitmemeniz gerekir. Beni en çok delirten rezidans reklamları. Hani manken gibi kadın eteklerini savura savura son model arabasından iner, alışverişini yapar, muhteşem manzaralı evinin çok modern salonuna geçer. Sonra dev ekrana bakarken patlamış mısırlarını yemeğe başlar. O kadar mutludur ki, çünkü ona yeni bir yaşam sunulmuştur.

Oysa işin gerçeği şudur. Kadın manken gibi giyinmezse ona bol para getiren işini kaybedecektir. İşini kaybederse arabasının ve yeni aldığı evin 196 ay taksitini ödemek zorundadır. O yüzden hem çok çalışmalı, hem güzel olmalıdır. O yüzden çok çalışır. Hayatını yaşamayı unutur. Çalışmaktan o kadar çok yorgundur ki eve geldiğinde yemek yapacak gücü kalmamıştır. O yüzden bir paket patlamış mısırla idare edecektir. TV onu rahatlatan tek elemandır. TV sayesinde, kısa da olsa bir ev kirası kadar olan apartman aidatını, evin ve arabanın ve kredi kartının borçlarını unutacaktır. Sonra uyumaya giderken sakinleştiricisini ya da uyku hapını almak zorundadır. Çok çalışmak zorundadır. Ama çok çalışmak zorundadır. Evin manzarası da, evdeki eşyalarda en geç üç ay sonra sıradanlaşmıştır. Kıyafetlerin modası geçmiştir. Hayat sunucular yeni hayaller sunmaktadırlar ve onlara sahip olmak istemektedir. Daha çok çalışmalıdır. Daha da çok çalışmalıdır. Daha çok, daha da çok, çok daha çok. Çünkü gelişiyoruz…

Aklıma Pink Floyd’un The Wall şarkısı geliyor her defasında.
Şarkı, bize dayatılmaya çalışılan öğretilerin yapaylığını çok güzel anlatıyor. 

…..

Eğitime ihtiyacımız yok.

Düşünce denetimine de.

Sınıflarda aşağılanmak da istemiyoruz.

Öğretmenler, çocukları rahat bırakın.

Hey, öğretmenler, bizleri rahat bırakın.

Hepsi hepsi, duvarda bir tuğla

Hepsi hepsi, duvardaki bir tuğlaydın sen

 

 

Çevremde silahlara ihtiyacım yok

Beni yatıştıracak uyuşturuculara da

Gördüm duvardaki yazıyı

Sanma ki hiçbir şeye ihtiyacım yok

Hayır, sanma ki hiçbir şeye ihtiyacım yok

Hepsi hepsi duvardaki tuğlalardı

Hepsi hepsi duvardaki tuğlalardınız

 

Anarşist mi oldum ben gene. Uslan be kadın…Ama duvardaki tuğla olmaktan çok sıkıldım artık…

 

 

Share
#

SENDE YORUM YAZ

10+1 = ?