AktüelGiresun

BİLİNMEYEN SORULARA CEVAPLAR

Biyolojik silahlar; hastalık yapan hatta ölümcül olabilen fakat kullanan (uygulayan) için beklenmedik bir durum gelişmesi halinde basitçe etkisiz hale getirilebilen organizmaları (virüs, bakteri, mantar vb) kullanarak orduları veya düşman unsurları zayıflatmak amacıyla tercih edilen silahlardır. Geniş kitleleri hedef alması nedeniyle de kitle imha silahı olarak sınıflandırılmaktadır.

Biyolojik silahlar mekanik, kimyasal ve nükleer silahlara göre üretim maliyetlerinin ucuz olması, üretimi ve depolanmasının kolay olması ve geniş alanlara yayılarak etkisini gösterebilmesi vb. nedenle tercih nedeni olmakta ve genellikle savaş sırasında düşman unsurlara korku vermek, şevklerini kırmak, zayıf düşürerek paniğe sevk etmek ve en önemlisi ise uygulayanın kendi unsurlarına moral vermek ve mücadele güçlerini arttırmak amacıyla kullanılmaktadır.

Günümüzde biyolojik silah kullanımı bir savaş suçudur. Bu nedenle de, bu silahların kullanımı 1925 yılında Cenevre protokolü ile yasaklanmış, 1971 yılında bu protokol revize edilmiş, 1972 yılında imzaya açılmış, nihayet 26 Mart 1975 yılında ise yürürlüğe girerek 146 ülke tarafından kabul edilmiştir. Ülkemiz ise 6 Ağustos 1974 yılında bu protokolü imzalamıştır.

Kimyasal ve nükleer silahların kullanımı 1975 yılından itibaren resmen yasak olmasına rağmen, körfez savaşı sonrasında Irak’ta BM temsilcileri tarafından biyolojik silahlar tespit edilmiş ve imhası yoluna gidilmiştir. Günümüzde Suriye’de de benzer şekilde gerek kimyasal gerekse de biyolojik silah kullanımı haberlerini duymaktayız. Ne yazık ki, bugün bile hala bu protokolün altında imzası bulunan ve bilimsel alt yapı yönünden oldukça gelişmiş pek çok ülkeninde bu silahları ürettiği ve depoladığı iddia edilmektedir. Nükleer silah üretiminin yasak olmasına ve İran’a bu nedenle yaptırım uygulanmasına rağmen, ABD ve Rusya’nın aleni şekilde nükleer silah üretip, hatta yakın dönemde denemeler yapma girişimleri de dikkate alındığında bu iddiaları yabana atmamak gerekir.

Biyolojik silahlar genetik mühendisliği ile üretilmektedir. Bir bakteri yada virüsün genetik yapısında laboratuvar koşullarında değişiklik yapılarak biyolojik silahlar üretilmektedir. Örneğin insanlar dışındaki canlılarda hastalık yaptığı yada ölüme neden olduğu bilinen bir bakteri yada virüsün genetik yapısı ile oynanarak, insan hücrelerine tutunması sağlanarak, biyolojik bir silah haline dönüştürülebilir.

Bir mikroorganizmanın biyolojik silah haline dönüşmesi için genetik yapısındaki az miktardaki bir değişiklik yeterli olabilmektedir. Örneğin virüsün insan hücrelerine bağlanmasını sağlayan proteini üreten tek bir genin yapısındaki değişiklik bile biyolojik silah üretimi için kafidir. Kovid-19 ile ilgili olarak bilim insanları tarafından yapılan açıklamalara baktığımızda ise Kovid-19’un genetik yapısının %70 oranında yarasalardaki Koronovirüs ile benzerlik gösterdiği bildirilmektedir. İşte geri kalan %30 farklılık bile biyolojik silah için oldukça yeterli bir orandır. Bu %30’luk farklılık Kovid-19’un biyolojik silah olduğu anlamına gelmemektedir. Zira bu farklılık Kovid-19’un zaman içinde biriktirdiği, doğada kendiliğinden meydana gelen mutasyonlardan da kaynaklanmış olabilir. Yani bir virüs yada bakterinin ana popülasyonların genetik yapısından farklı özellikler göstermesi, ona mutlaka insan eli ile bir müdahale yapıldığı anlamını taşımaz. Buna ancak laboratuvar ortamında ayrıntılı olarak yapılacak analizler sonrasında karar verilebilir.

Şimdi gelelim Kovid-19 biyolojik silah mı? sorusuna. Yeni tip Kovid-19’un yarasalarda bulunan Korona virüslere göre genetik yapısında meydana gelen %30 oranındaki farklılık biyolojik silah üretimi için yeterli bir orandır. Fakat yazımın başında değindiğim biyolojik silah tanımına dönecek olursak, “…kullanan tarafından beklenmedik bir durum oluşması halinde basit şekilde etkisiz hale getirilebilen organizma” demiştim. Şimdi diyelim ki Kovid-19 biyolojik silah olarak üretilmişti fakat beklenmedik bir durum oluştu peki bu virüsü basitçe etkisiz hale getirebilecek bir tedavi hali hazırda mevcut mu? Hayır. O zaman bu durum tanımdaki bilimsel kriterlere uymuyor. Çünkü biyolojik bir silah mutlaka tedavisi ile birlikte eş zamanlı geliştirilir.

Diğer yandan, bugün vatandaşımıza Kovid-19’u kim üretmiştir? Şeklinde bir soru yöneltmiş olsak, büyük ihtimalle ABD, İngiltere, Almanya, Fransa ve Çin cevabını almamız muhtemeldir. Fakat bu ülkelere baktığımızda günlük vaka ve ölüm sayılarında ABD’nin 1., Fransa’nın 4., Almanya’nın 5., İngiltere’nin 6. ve Çin’in 7. Sırada yer aldıklarını görmekteyiz. Kaldı ki, bu ülkelerden ABD Başkanı Donald Trump ile İngiltere Başbakanı Boris Johnson’un da bu hastalığa yakalandığını ve özellikle Johnsonun günlerce yoğun bakımda kaldığını da unutmamak gerekir. Kovid-19 biyolojik silahsa, bunu üreten ülkeler bu silahı kendi halklarına ve hatta devlet başkanlarına yöneltebilirler mi? Bu durumda, biyolojik silahın bilimsel tanımı ile tezat teşkil etmektedir. Bunun gibi örnekleri çoğaltmak mümkündür.

Sonuç olarak, şahsi düşüncem, Kovid-19 insan oğlunun doğayı tahrip etmesi sonucunda yarasalarda bulunan Korona virüslerin doğal yolla mutasyona uğraması sonucu insanlara bulaşıcılığı ve hastalık yapma özelliği daha da artan yeni bir virüstür.

Prof. Dr. Kültiğin Çavuşoğlu

Giresun Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi, Biyoloji Bölümü Genetik ve Moleküler Biyoloji Anabilim Dalı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir